Süveyş’te Ever Given’ın kazayla karaya oturup kanalı altı gün boyunca kapatması, küresel ticarette milyarlarca dolarlık gecikmelerin kapısını aralamıştı. Bugün ise ABD’nin İran’a yönelik gerilimleriyle Hürmüz Boğazı’nın yeniden ısınması, “boğazlar jeopolitiği” tartışmasını yeniden gündeme taşıdı. Dünya ticareti, haritada ince mavi çizgiler gibi görünen bu dar su yollarının ritmine göre şekilleniyor.
Kaynakta yer alan değerlendirmeler, üç kıtaya yayılan üç ayrı boğaz hattında yaşanan gelişmelerin, küresel siyasetin düğüm noktalarına nasıl dönüştüğünü hatırlatıyor. Bu dar geçitler, kimi zaman enerji akışını, kimi zaman da göç krizlerini ve güvenlik hesaplarını etkiliyor.
Hürmüz’den Cebelitarık’a: Hatlar ne kadar kritik?
Hürmüz Boğazı, enerji jeopolitiğinin “şahdamarı” olarak anılıyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre boğazdan her gün yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü geçiyor. Bu da küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birini oluşturuyor.
ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla temmuz ayında Hürmüz’ün yeniden gündeme gelmesi, enerji arzı ve taşımacılık açısından boğazların hassas dengesini bir kez daha görünür kıldı. Kaynakta ayrıca Arktik deniz yollarına dair beklentiler de dikkat çekiyor: ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland çıkışlarıyla ilişkilendirilen yorumlarda, sıcaklıkların artmasıyla Arktik rotaların önem kazanabileceği öne sürülüyor.
Boğazlar sadece enerji hattı değil; siyasi ve insani hareketliliğin de odağı olabiliyor. Kaynakta Cebelitarık için, Fas’taki topraklara yönelen göç akınının arkasında ABD’nin Fas’taki etkisini artırma hedefi olabileceği iddiasına yer veriliyor. İspanyol siyasi analist Carolina Alonso, bu süreçte İsrail’in de Gazze konusunda Madrid’in tutumuna misilleme olarak İspanya hükümetini zayıflatmaya çalışıyor olabileceğini söylüyor.
Alonso’ya göre bazı İtalyan siyasetçilerinin İspanya’yı Schengen’den askıya alma çağrıları da bu çabanın bir parçası olabilir ve Fas ile İsrail desteğiyle yürütüldüğü ileri sürülüyor. Kaynakta, yaşanan göçmen akınında bazı göçmenlerin Fas polisinin kendilerini bizzat Ceuta’ya yönlendirdiğini söylemesi de krizin “kendiliğinden büyümediğine” işaret eden bir detay olarak aktarılıyor.
Süveyş, Babülmendeb ve Malakka: Dar geçitler ticareti belirliyor
Süveyş Kanalı, Asya ile Avrupa arasındaki en kısa deniz yolunu sağladığı için stratejik bir koridor. Kaynakta 2021’de 400 metre uzunluğundaki Ever Given gemisinin kazayla karaya oturması ve kanalın altı gün boyunca kapanması hatırlatılıyor. Bu durumun küresel ticarette milyarlarca dolarlık gecikmeye yol açtığı belirtiliyor.
Benzer şekilde Babülmendeb Boğazı da kritik bir kapı. Yemen ile Cibuti arasında yer alan bu hat, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlıyor. Kaynakta, Husi saldırılarının ticaret gemilerini Ümit Burnu’nu dolaşan alternatif bir rotaya ittiği; bunun da maliyetleri artırdığı ifade ediliyor.
Sadece güvenlik değil, fiziki koşullar da boğazları etkileyebiliyor. Süveyş Kanalı gibi “yapay” bir geçitte son yıllarda yaşanan kuraklık nedeniyle su seviyelerinin düşmesi, gemi geçiş sayılarına sınırlama getirilmesine yol açmış. Kaynakta ayrıca Trump’ın Grönland ve Kanada ile birlikte Panama Kanalı’nı da istediğine dair bir hatırlatma bulunuyor.
Ticaretin yoğun aktığı bir başka hat ise Endonezya, Malezya ve Singapur arasındaki Malakka Boğazı. Çin’in enerji ithalatında bu hattın önemli paya sahip olduğu belirtilirken, Pekin’in bu durumu “Malakka ikilemi” olarak adlandırdığı aktarılıyor. Olası bir küresel çatışmada ABD veya müttefiklerinin bu boğazı ablukaya almasının Çin ekonomisini olumsuz etkileyebileceği kaynağa yansıyor.
Montrö’den bugüne: Boğazlar tek parça değil, ağın düğümü
Kaynak, boğazların istikrarsız bölgelerin tam ortasında yer aldığını vurguluyor. Buna rağmen, bir boğazın öngörülebilir kalmasının bile başlı başına bir kazanım olduğuna dikkat çekiliyor. Bu noktada 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi öne çıkarılıyor. Türkiye’nin savaş gemilerinin geçişini düzenleme yetkisine sahip olduğu belirtiliyor.
Boğazları yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan tablo ise kaynakta şöyle özetleniyor: Küreselleşme sandığımız kadar dayanıklı bir ağ olmayabilir. Dünya ticaretinin can damarları, haritada parmak ucu kadar yer kaplayan birkaç dar su şeridinden geçiyor. Bu nedenle bir boğazda yaşanacak tıkanma, gerilim veya kısıt, etkisini çok daha geniş bir alana taşıyabiliyor.




