30. İstanbul Tiyatro Festivali, bu yıl da tiyatroseverleri birbirinden farklı anlatılarla bir araya getiriyor. Avignon’dan dünyaca tanınan sahnelerin ardından İstanbul’a gelen yapımlar; müzik, dans, kukla tiyatrosu ve fiziksel sahneleme gibi farklı alanlara uzanıyor.

Festivalin öne çıkan 10 oyunu, hem günlere hem de mekânlara göre planlandı. İşte 30. İstanbul Tiyatro Festivali’nde kaçırmamanız gereken oyunlar ve gösterim tarihleri.

Lacrima’dan Rüzgâr Ağacı’na: Açılışın izleri

Caroline Guiela Nguyen’in yazıp yönettiği Lacrima, Avignon Festivali’ndeki gösteriminin ardından İstanbul’da festivalin açılışını yapmaya geliyor. “Gözyaşı” anlamına gelen Latince isimle anılan yapım; gelinlikten dantel atölyelerine, oradan farklı coğrafyalardaki üretim süreçlerine uzanan bir zincir üzerinden görünmeyen emeği ve bunun estetikle kurduğu bağı anlatıyor.

Fransızca, Tamilce, İngilizce ve Fransız İşaret Dili kullanılan oyun Türkçe üstyazıyla sahneleniyor. Lacrima, 22-23 Ekim tarihlerinde Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde izlenebilir.

Fernando Melo’nun 2023’te Danish Dance Theatre için yarattığı Rüzgâr Ağacı (Leaning Tree) ise bu kez İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile festivalin ortak yapımı olarak MDTistanbul tarafından sahneleniyor. Danimarkalı ressam Vilhelm Hammershøi’nin dünyasından esinlenen koreografide bedenler ortaya çıkıp kayboluyor; yerçekimi algısıyla da oyun kuran bir hareket düzeni öne çıkıyor.

Rüzgâr Ağacı, 24-25 Ekim tarihlerinde AKM Tiyatro Salonu’nda tiyatroseverlerle buluşacak.

Şehir hafızası, edebiyat tartışması ve fiziksel tiyatro

Murat Gülsoy’un aynı adlı romanından uyarlanan Ve Ateş Bizi Tüketiyor, Müge Oskay’ın serbest uyarlaması ve Mehmet Birkiye’nin yönetimiyle sahneye taşınıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları yapımı oyun, İstanbul sokaklarında gecenin içinde kaybolan yaşlı bir adamın aranmasıyla ilerliyor.

Radyo sesleri, eski şarkılar, rüyalar ve kayboluşlar anlatının içine karışırken şehirle hafıza arasındaki sınırlar da belirsizleşiyor. Sahne tasarımında mask ve kukla unsurları, müzik, koreografi ve ışıkla birlikte yeniden şekillenen bir dünya kuruyor. Ve Ateş Bizi Tüketiyor, 31 Ekim Cumartesi ve 1 Kasım Pazar günleri Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde izlenebilir.

J.M. Coetzee’nin Romancının Romanı adlı eserinden uyarlanan Elizabeth Costello ise Saim Güveloğlu tarafından uyarlanıp yönetiliyor. Yapımın merkezinde, yazar Elizabeth Costello ve onun üzerinden tartışmaya açılan yazar sorumluluğu, entelektüelin işlevi ile sanat, düşünce ve temsil gibi başlıklar bulunuyor.

Oyun aynı zamanda tiyatronun neyi anlatabileceğine ve yalnızca estetik kaygılarla bir üretim yapmanın günümüzde mümkün olup olmadığına dair soruları da kurcalıyor. Tansu Biçer, Tülin Özen, Defne Koldaş ve Sezer Arıçay’ın rol aldığı Elizabeth Costello, 4-5 Kasım tarihlerinde Paribu Art’ta izlenebilir.

Ad Infinitum’un yapımı Veda Ritüeli ise Hindistan’da geçen, sağır bir adamın babasının cenazesini düzenleme sürecini anlatıyor. Arjun’un babası oğluyla iletişim kurmasını sağlayacak işaret dilini hiç öğrenmemiş; ölüm sonrası ortaya çıkan iletişimsizlikle şekillenen ilişkinin geçmişiyle yüzleşen Arjun, kendi veda ritüelini kurmaya karar veriyor.

George Mann ile Ramesh Meyyappan’ın birlikte yarattığı yapımda Arjun’u Ramesh Meyyappan canlandırıyor. Sözsüz ilerleyen fiziksel tiyatroda işaret dili, mim, ritim ve beden kullanımı; animasyon görüntüler ile yüksek bas frekanslar da sahnede yer alıyor. Yaratıcı altyazılar anlatının bir parçası olarak devreye giriyor. Veda Ritüeli, 7-8 Kasım tarihlerinde Paribu Art’ta sahneleniyor.

Requiem, Bir Bebek Evi ve İstanbul Mon Amour serisi

Klaipėda Drama Tiyatrosu’nun Requiem adlı oyunu Dmitry Krymov tarafından yazılıp yönetiliyor. Haruki Murakami’nin Sahilde Kafkası ile Shakespeare’in Hamlet ve Ofelya’sına, oradan da günümüz savaş ve kayıp deneyimlerine uzanan farklı anlatılar aynı sahnede buluşuyor.

Çocukların öğretmenlerinin peşinden yürüdüğü akışlar, birbirine bağlı genç çift ve daha iyi bir gelecek arayan karakterler üzerinden kayıp, umut, masumiyet ve şiddet gibi temalar ele alınıyor. Krymov, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından ülkesinden ayrılan bir sanatçı olarak, umudunu koruyan çocuklara adadığını belirttiği yapımda Litvanca kullanılıyor; Türkçe üstyazı eşlik ediyor. Requiem, 11-12 Kasım tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.

Henrik Ibsen’in Bir Bebek Evi oyunu ise Yngvild Aspeli ve Paola Rizza’nın uyarlaması ve yönetimiyle kukla tiyatrosunun olanaklarını merkeze alıyor. Plexus Polaire yapımında Nora’nın hikâyesi hiper-gerçekçi insan kuklaları ve örümcek ile kuş imgeleri eşliğinde sahneleniyor. Oyun, aile hayatının dayattığı rollerle birlikte Nora’nın kontrol, teslimiyet, tutunma ve vazgeçme arasında ilerleyen sorgulamasını anlatıyor.

Gerçek ile yapay, oyuncu ile kukla ve karakter ile nesne arasındaki sınırlar giderek belirsizleşirken Bir Bebek Evi, 11-12 Kasım tarihlerinde Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde İngilizce ve Türkçe üstyazıyla izlenebiliyor.

Festivalin bir diğer durağı, 2022’de başlayan İstanbul Mon Amour serisiyle geliyor. Bu yıl BAM İstanbul ile Kadıköy’e taşınan yapım Aşk > Nefret < Aşk, Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönetiyor. Kadıköy’de üç farklı mekâna yayılan üç hikâye; şehre uğrayan, ondan nefret eden ve şehre âşık olan kadınların üzerinden aşk, nefret, hafıza ve aidiyet gibi temaları işliyor.

Ferit Odman’la Caz Kulübü’nde Hard-Bop, Sertel sürprizi ve Lahza buluşması
Ferit Odman’la Caz Kulübü’nde Hard-Bop, Sertel sürprizi ve Lahza buluşması
İçeriği Görüntüle

Damla Sönmez, Ceren Kaçar, Selen Öztürk, Sevda Deniz Karali ve Melis Öz’ün rol aldığı İstanbul Mon Amour: Aşk > Nefret < Aşk, 21-22 Kasım günleri İstanbul Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi, Yeldeğirmeni Sanat ve Komünite’de izlenebilir.

Nederlands Dans Theater’ın genç topluluğu NDT 2 de festivalde. Üç bölümlük programda NDT’nin farklı kuşaklarından üç koreograf bir araya geliyor; Marco Goecke’nin The Big Crying’i, Jiří Kylián’ın Sleepless’ı ve Noé Soulier’nin yeni çalışması programda yer alıyor. NDT 2, 27-28 Kasım tarihlerinde Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde.

Marah Haj Hussein’in konseptini oluşturduğu Dil broblem değil (Language: no broblem) ise Belçika’da geçen bir tren yolculuğu üzerinden sınırlar, yerinden edilme ve dil ilişkisinin izini sürüyor. İşgal altındaki Filistin’de yaşayan aile üyelerinin ses kayıtları eşliğinde ilerleyen oyunda Arapça, İbranice, İngilizce ve Hollandaca kullanılıyor; Türkçe üstyazı sahnede. Dil broblem değil, 28-29 Kasım tarihlerinde Alan Kadıköy’de.