Simone de Beauvoir’dan ödünç alırsak yüz bir nesne değil, bir durumdur. Gerçi bugün yüzlerimize bakınca bu cümle biraz eski bir iyimserlik gibi geliyor. Çünkü yüz giderek daha güzel, daha teknik, daha kusursuz ve aynı oranda daha tuhaf bir şeye dönüşüyor. Bir sürü yeni bilgi taşıyor ama insan hakkında daha az şey söylüyor.

Gençler yüzlerine iğne yaptırıp daha yaşlı görünüyor. Yaşlılar yüzlerine iğne yaptırıp yaşsız görünmeye çalışıyor. Yirmi yaşında bir çocuk daha yakışıklı olmak için çenesine çekiçle vurup internette meşhur olabiliyor. Ergenler yüz gerdirmenin tek umutları olup olmadığını hiç tanımadıkları insanlara soruyor.

Ve bütün bunlar çok sıradan bir şekilde oluyor.

Telefonu açıyorsunuz.

Bir yüz görüyorsunuz.

Sonra başka bir yüz.

Sonra bir tane daha.

Bir noktada yüzün insana ait olduğunu unutmaya başlıyorsunuz.

İnternet insanları zaten uzun zamandır parçalara ayırıyor. Bacak, burun, çene, dudak, bel, popo. İnsan yerine özellik görüyoruz. Artık bu parçalanma doğrudan yüzümüze yazılıyor. Eskiden yüz dediğimiz şey bir insanı tanıdığımız yerdi. Şimdi yapılabilecek işlemlerin listesini gördüğümüz bir yüzeye dönüşüyor.

Burun biraz kalkabilir.

Kaş yukarı alınabilir.

Çene belirginleşebilir.

Dudak doldurulabilir.

Gözler çekilebilir.

Cilt düzeltilebilir.

Yüz giderek kişiden kopuyor.

Ve bunu her gün izlediğimiz için ne kadar garip olduğunu fark etmiyoruz.

Yaklaşık on yıl önce Instagram’da en çok gördüğümüz kadınlar birbirlerine benzemeye başladı.

Zaten güzellerdi. Dolgun dudakları, kalkık gözleri, yüksek elmacık kemikleri ve kusursuz ciltleri vardı. Sonra Botox ve dolgu geldi. Dudaklar biraz daha büyüdü. Gözler biraz daha çekildi. Elmacık kemikleri biraz daha yükseldi.

Sonra biraz daha.

Böyle böyle yeni bir yüz üretildi.

Bugün “Instagram Face” dediğimiz şeyi o dönem öğrendik.

Kadınların güzelliğinin ekonomik bir değer taşıması elbette Instagram’la başlamadı. Kadın bedeni ve yüzü yüzyıllardır sermaye zaten. Telefonların yaptığı şey bunu çok daha sistematik hâle getirmek oldu.

Önce dijital araçlarla fotoğraftaki yüzümüzü değiştirdik.

Sonra değiştirdiğimiz o fotoğrafları herkese gösterdik.

Sonra gerçek yüzümüzün fotoğraftaki yüzümüze benzememesinden rahatsız olmaya başladık.

Ve en sonunda gerçek yüzümüzü değiştirdik.

Bunu düşününce gerçekten komik.

Önce kendimize sahte bir yüz yaptık.

Sonra kendi yüzümüz o sahte yüzün kötü bir kopyası gibi gelmeye başladı.

İnsan kendi filtresini taklit eder hâle geldi.

Üstelik değişim o kadar küçük adımlarla gerçekleşti ki nereye geldiğimizi anlamadık. Kozmetik iğnelerin ucu milimetrenin küçük bir parçası kadar. Güzellik anlayışımız da yaklaşık o hızla genişledi zaten. Biraz dolgu normalleşti. Biraz daha fazlası normalleşti. Sonra ameliyatlar gençleşti. Sonra ameliyat yaptırma yaşı gençleşti.

Şimdi Instagram yüzünü alışveriş merkezinin yanındaki klinikte yaptırabiliyorsunuz.

Parası gerçekten çok olanlar ise artık başka bir şey istiyor.

Yüz germe.

Dolgu ve Botox’un avantajı, en azından ne olduğunu anlamamızdı.

Kylie Jenner ergenken dudak dolgusu yaptırmaya başladığında dudaklarına bir şey yapıldığı belliydi.

Bugünkü pahalı estetik müdahaleler böyle görünmüyor.

Yeni yüz germelerin amacı zaten müdahaleyi saklamak.

Saatlerce deri, kas, yağ ve bağ dokusuyla uğraşılıyor. Yüzün altındaki dokular kesiliyor, kaldırılıyor, yeniden konumlandırılıyor.

Sonuçta ortaya çıkan yüz ise ameliyat edilmiş görünmüyor.

Bazen insan görünmüyor zaten.

Daha garip bir şey oluyor.

Lindsay Lohan 2025’te yeniden kamuoyunun önüne çıktığında yüzü neredeyse zamanın dışına çıkmış gibiydi. Çocuk cildi, hiç endişelenmemiş bir insanın alnı, yine Lindsay Lohan’a benzeyen ama onun daha önce gerçekten var olmamış bir versiyonu.

Kris Jenner yetmiş yaşında ikinci yüz germesinden sonra kırklı yaşlarındaki kızlarıyla neredeyse aynı yaşta görünmeye başladı.

Bu noktada “genç görünmek” lafı da yetmiyor.

Çünkü geçmişte genç dediğimiz şeye benzemiyor bu.

Elli yaşında bir ergen gibi görünmek mümkün hâle geldi.

Böyle bir yaş daha önce yoktu.

Şimdi var.

Eskiden estetik ameliyatın bir bedeli vardı ve bu bedel çoğu zaman yüzünüzde görünürdü.

İnsan genç görünmeye çalışmış ama ameliyat olmuş gibi görünürdü.

Bugün en pahalı estetik müdahalenin başarısı tam tersine, müdahalenin hiç yapılmamış gibi görünmesinde.

Zenginlik artık “bakın ne kadar işlem yaptırdım” diye bağırmıyor.

“Ben zaten böyleydim” diyor.

Bu sırada internette insanlar ünlülerin yüzlerini inceleyip hangi işlemleri yaptırmış olabileceklerini tahmin ediyor.

Bazen ünlüler cevap veriyor.

Kylie Jenner göğüs implantlarının kaç cc olduğunu, profilini ve hangi malzemenin kullanıldığını TikTok’ta açık açık yazabiliyor.

2025’e “estetik cerrahi şeffaflığının yılı” bile dendi.

İlk bakışta kulağa iyi geliyor.

Ünlüler işlemlerini saklamasın.

Genç kızlar bu insanların doğuştan kusursuz olduğunu sanmasın.

Gayet mantıklı.

Ama sonra tuhaf bir şey oluyor.

İşlemi açıkça anlatmak işlemi daha az normalleştirmiyor.

Tam tersine bazen daha ulaşılabilir, daha sıradan ve daha yapılabilir gösteriyor.

Yani şöyle bir döngü çıkıyor ortaya:

Ünlüler estetik yaptırdığı için insanlar kendilerini kötü hissediyor.

Ünlüler estetik yaptırdıklarını açıklıyor.

Bu açıklamanın estetik cerrahiyi daha “insani” ve ulaşılabilir kıldığı söyleniyor.

Sonuçta daha fazla insan estetik yaptırıyor.

Gerçekten müthiş bir sistem.

Sorunu üreten şey, çözüm olarak yine kendisini satıyor.

Şimdilik genç yaşta yüz gerdirmek hâlâ daha çok çok zengin insanların yaptığı bir şey.

Ama çok zengin insanlar görsel kültürde nüfuslarına oranla saçma derecede fazla yer kaplıyor.

Biz sürekli onların yüzlerine bakıyoruz.

Onlar da zaten bakılmak için para kazanıyor.

Dolayısıyla birkaç kişinin yaptırdığı şey milyonlarca insanın isteğine dönüşebiliyor.

Amerikan Yüz Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Akademisinin araştırmasına göre yüz işlemlerinde ciddi bir artış bekleniyor. Daha önemlisi, cerrahların büyük kısmı otuz yaşın altındaki hastalarda artış gördüğünü söylüyor.

2024’te yirmi yaşın altındaki hastalara on binlerce Botox ve dolgu işlemi uygulanmış.

Yirmi yaşına bile gelmeden yaşlanmayı önlemeye çalışmak.

Bence bunu yeterince garip bulmuyoruz.

Google’a “otuzlu yaşlarda yüz germe” yazdığınızda karşınıza bunu makul bir seçenek olarak anlatan sonuçlar çıkıyor.

Otuz beş yaşında mini yüz germenin “tatmin edici bir tercih” olabileceğini öğreniyorsunuz.

Henüz yüzünüzün yaşlanmasına fırsat vermeden yaşlanma tedavisine başlayabilirsiniz.

Çünkü artık yaşlanma hayatın normal bir parçası gibi değil, erken müdahale edilmesi gereken bir hastalık gibi anlatılıyor.

Erkekler bu konuda hâlâ kadınlardan daha rahat.

Yaşlanan bir erkek çekici olabilir.

Hatta bazen yaşlandıkça daha çekici olduğu söylenir.

Kadınlarda aynı yaş çoğunlukla bir kayıp olarak ele alınır.

Ama sosyal medya erkekler için de güzellik standartlarını sertleştirdi.

Kadınlar artık erkeklerin görüntüsü hakkında erkeklerin kadınlar hakkında konuştuğu rahatlıkla konuşabiliyor.

Bazen dümdüz aşağılayarak.

Erkekler sanırım ilk kez kitlesel olarak bu bakışın altında yaşamaya başladı.

Kadınlar bunu çok küçük yaşta öğreniyor.

Tatlı ol.

Güler yüzlü ol.

Uyumlu ol.

Akıllı ol ama çok bilmiş olma.

İlginç ol.

Güzel ol.

Bakımlı ol.

Ama çok uğraştığın belli olmasın.

Erkekler aynı sistemin çok küçük bir bölümünü yaşamaya başlayınca internetin bazı köşelerinde kafayı yediler.

Bunun en uç örneklerinden biri looksmaxxing.

Looksmaxxing erkek hakları hareketinin karanlık internet köşelerinden çıktı.

Temel fikir basit.

İnsan bedeni ölçülebilir.

Parçalara ayrılabilir.

Her parça puanlanabilir.

Ve yeterince uğraşırsanız optimize edilebilir.

Göz çevresi.

Kafatası.

Çene.

Burun.

Boy.

Kas.

Saç.

Penis.

Her şeyin ideal bir oranı var.

Her şey geliştirilebilir.

Yirmi yaşındaki Braden Peters, internette Clavicular adıyla bu dünyanın en bilinen isimlerinden biri.

Dışarıdan baktığınızda yakışıklı bir üniversite öğrencisine benziyor.

Ama güzel olmak için gösterdiği çaba korkunç.

Peptitler kullanıyor.

Takviyeler kullanıyor.

Testosteron kullanıyor.

Uyuşturucu kullanıyor.

Çekiç kullanıyor.

Ve bütün bunlar onu mutlu etmiş gibi de görünmüyor.

Zaten mutluluğu pek umursamadığını söylüyor.

Bence burası çok önemli.

Çünkü güzellik eskiden en azından insana bir şey sağlayacakmış gibi satılırdı.

Daha çok sevilmek.

Daha iyi seks.

Daha fazla ilgi.

Daha rahat bir sosyal hayat.

Burada güzellik kendi başına amaç hâline geliyor.

Clavicular yüksek doz testosteron kullanımı yüzünden muhtemelen kısır olduğunu söylüyor. Seks yapmaktan çok, seks yapabilecek durumda olduğunu bilmekle ilgileniyor.

Yani beden güzelleşiyor ama bedende yaşamak önemsizleşiyor.

İnsan kendisini hayatın içinden çıkarıp vitrinin içine koyuyor.

Looksmaxxing kültürü kadınlara karşı da son derece tuhaf.

Kadınları puanlıyorlar.

Ölçüyorlar.

Sıralıyorlar.

İdeal yüz oranlarını çıkarıyorlar.

Irkçı güzellik hiyerarşileri kuruyorlar.

Ama aynı zamanda kadınların güzelleşmek için müdahale yaptırmasından nefret ediyorlar.

Doğal güzellik istiyorlar.

Erkekler kendi yüzlerini ve bedenlerini değiştirmek için hormon, ilaç, cerrahi ve akla gelebilecek her şeyi kullanabilir.

Kadın yapınca sahte oluyor.

Bu da tanıdık geliyor tabii.

Kadın güzel olmak zorunda.

Ama güzel olmak için uğraştığı belli olmamalı.

Bu kural hiç değişmedi.

Makyaj yap.

Ama doğal görünsün.

Estetik yaptır.

Ama anlaşılmasın.

Zayıf ol.

Ama diyet yaptığını söyleme.

Bakımlı ol.

Ama bakımın emeğini göstermemelisin.

Kadınlardan yıllardır görünmez emek istiyoruz.

Güzellikte de aynı şey.

Bir model güzelliğin emek olduğunu zaten bilir.

Çoğu kadın da bilir aslında.

İnternette gördüğümüz kusursuz kadınların sabah yataktan o yüzle kalkmadığını hepimiz az çok biliyoruz.

Ama bilmek yetmiyor.

Çünkü yeterince gerçek kadın görmediğinizde kadın hakkındaki fikriniz görüntülerden oluşmaya başlıyor.

Gözenek görmüyorsunuz.

Kırışıklık görmüyorsunuz.

Şişkinlik görmüyorsunuz.

Adet öncesi yüz görmüyorsunuz.

Uykusuzluk görmüyorsunuz.

İnsan görmüyorsunuz.

Sonra gerçek bir kadın karşınıza çıktığında kusurlu geliyor.

Bu durum yakınlığı da mahvediyor.

Çünkü başka bir insanın yüzüne bakmak yerine onun yüzünün olması gereken hâlini görmeye başlıyorsunuz.

Bir yüz artık biriyle iletişim kurduğunuz yer değil.

Düzeltilmesi gereken bir yüzey oluyor.

Geçen yıl otuz altı yaşında bir kadın, arkadaşlarının yüz gerdirmesini yargılamasının yanlış olup olmadığını bir tavsiye köşesine sormuş.

Çünkü onları yargılıyor.

Ama aynı zamanda kendisi de yüzünü gerdirmek istiyor.

Bence şu anda kadınların büyük kısmının güzellikle ilişkisi tam olarak bu.

Bir şeyi saçma buluyorsunuz.

Sonra kendiniz istiyorsunuz.

İstediğiniz için kendinize kızıyorsunuz.

Sonra kendinize kızdığınız için feminist olmadığınızı düşünüyorsunuz.

Sonra kadınları seçimleri için yargılamamak gerektiğini hatırlıyorsunuz.

Sonra randevu alıyorsunuz.

Ben bu çelişkinin çözülebileceğinden emin değilim.

Çünkü güzellik kültürü dışımızda duran bir şey değil.

Onun içinde büyüdük.

Bize neyin güzel olduğunu o öğretti.

Sonra bizden “özgürce” seçim yapmamızı istedi.

Eskiden feminist medya en azından buna itiraz etmeye çalışıyordu.

Jezebel 2000’lerin sonunda dergi kapaklarında kadınlara yapılan Photoshop’u teşhir ediyordu.

Bir keresinde değiştirilmemiş bir kapak fotoğrafını getirene on bin dolar teklif etmişlerdi.

Çünkü dergilerde gördüğümüz kadınların aslında kadın olmadığını söylüyorlardı.

Kadın taklitleriydi.

Faith Hill’in rötuşsuz fotoğraflarını yayımlayıp dergi kapağıyla karşılaştırdılar. Bedeni inceltilmişti. Gözleri değiştirilmişti. Kırışıklıkları silinmişti.

Bugün düşününce bir internet sitesinin dergiyi Photoshop yaptığı için eleştirmesi neredeyse masum geliyor.

Çünkü artık dergiye ihtiyacımız yok.

Kadınlar kendilerini kendileri Photoshop’luyor.

Ünlülerin halkla ilişkiler ekipleri doğrudan Instagram’dan görüntü yayıyor.

Influencer’lar kendi reklam panoları.

Algoritma da editör.

Arada eleştiri yapacak kurumlar büyük ölçüde yok oldu.

Kadın dergileri kapandı.

Feminist internet siteleri kapandı.

Yerlerini TikTok ve Instagram aldı.

Oralarda konuşmanın amacı çoğu zaman tartışmak değil.

Performans göstermek.

Görünmek.

Satmak.

2010’lardan bize kalan şeylerden biri de kişisel çıkarı politik özgürlük gibi anlatma alışkanlığı oldu.

Kendin için yapıyorsan feministtir.

Kendini iyi hissettiriyorsa güçlendiricidir.

Sen seçtiysen özgürlüktür.

Bence bu düşünce güzellik sektörü için bulunmaz nimet oldu.

Estetik ameliyat artık yalnızca güzel olmak için yapılmıyor.

Kendini seçmek için yapılıyor.

Kendini sevmek için.

Kendi hikâyeni yazmak için.

Yaşlanmayı kendi kurallarına göre tanımlamak için.

Kendine yatırım yapmak için.

Kadınların yıllardır satın aldığı şeylerin üzerine yeni kelimeler yapıştırdık.

Sonra onları politikleştirdik.

Kris Jenner yıllar önce boyun germe ameliyatını hayat değiştiren, neredeyse ruhsal bir deneyim gibi anlatıyordu. Ameliyat ona sevgi, arkadaşlık, sadakat, özdenetim ve bırakmanın gücü hakkında bir şeyler öğretmiş.

Boyun germe ameliyatı.

İnsanın bazen gerçekten durup cümleyi tekrar okuması gerekiyor.

Kylie Jenner ergenken dudak dolgusu yaptırdı.

On dokuz yaşında göğüs estetiği oldu.

Sonra görüntüsünü milyar dolarlık bir işe çevirdi.

Şimdi kendi kızının ergen yaşta estetik yaptırmak istemesi hâlinde çok üzüleceğini söylüyor.

Buna kızamıyorum bile.

Çünkü tam olarak sistem böyle işliyor.

Bir kadın kendisini değiştiriyor.

Değiştirilmiş hâli güzellik standardına dönüşüyor.

Başka kızlar ona benzemek istiyor.

Sonra o kadın kızının aynı şeyi istemesinden korkuyor.

Kimsenin tek başına durdurabileceği bir şey değil bu artık.

Genç kadınlar yaşlı kadınların genç görünmek için yaptırdığı işlemleri yaptırmaya başladığında gençliğin kendisi de değişiyor.

Yirmi yaşında Botox yaptırıyorsanız yirmi yaşındaki bir yüz artık Botox’suz yüz değil.

Sonra on sekiz yaşındaki kız ona bakıyor.

Sonra on dört yaşındaki.

TikTok’ta on dört yaşında bir kızın on iki yaşından beri anti-aging rutini uyguladığını anlattığı video milyonlara ulaşabiliyor.

On iki.

Yaşlanmaktan korkmaya başladığında henüz ergenliğe yeni girmişsin.

Bunu sağlıklı bir kültür olarak anlatmak çok zor.

Şimdi bir de yapay zekâ çıktı.

Zaten gerçek kadınları giderek yapaylaştırmıştık.

Şimdi doğrudan yapay kadın üretiyoruz.

Kusursuz ten.

İnce beden.

Genç yüz.

Büyük gözler.

Simetrik hatlar.

Ve bu kadınlar gerçek dünyanın içine yerleştiriliyor.

Beyzbol maçında tribünde oturuyor.

Sokakta yürüyor.

Kameraya bakıp gülümsüyor.

Gerçekmiş gibi.

Instagram yıllarca belirli bir kadın tipi istedi.

Sonra o kadın tipini üretti.

Kadınlar bu görüntülere benzemeye başladı.

Yapay zekâ da bu görüntülerle eğitildi.

Şimdi yapay zekâya “normal kadın” dediğinizde size yine ince, genç ve çoğunlukla açık tenli kadın veriyor.

“Güzel kadın” dediğinizde çeşitlilik daha da azalıyor.

Yani artık algoritma yalnızca güzellik standardını göstermiyor.

Kadın kavramını güzellik standardıyla karıştırıyor.

Bu kısmı gerçekten korkunç buluyorum.

Çünkü yapay zekâ bizim önyargılarımızı alıyor, onları temizliyor, parlatıyor ve bize nesnelmiş gibi geri veriyor.

Sonra biz de ona bakıp “demek ki kadın böyle görünüyor” diyoruz.

Bazen bütün bunlardan kaçıp çocukluğumdaki dine dönmek istiyorum diye yazıyor Tolentino.

Ama din bile insanları yüzleriyle uğraşmaktan kurtarmıyor.

İnsan her şeyi kendisine uydurabiliyor.

“Tanrı seni kusursuz yarattı” deyip aynı binada Botox yapabilirsiniz.

Çelişki artık kimseyi rahatsız etmiyor.

Çünkü güzellik arzusu her yere girebiliyor.

Ben de bunu tamamen reddedemiyorum.

Güzel olmak istiyorum.

Çoğumuz istiyoruz.

Bunu istemenin utanç verici olduğunu da düşünmüyorum.

Sorun güzelliği istemek değil.

Sorun, güzelliğin giderek tek bir şeye benzemeye başlaması.

Kusursuzluğa.

Pürüzsüzlüğe.

Gençliğe.

Birbirine benzemeye.

Oysa gerçekten güzel bulduğumuz insanları düşününce çoğu zaman onları güzel yapan şeyin kusursuzluk olmadığını biliyoruz.

Bir yüzü tanıdığınızda çizgileri anlam kazanıyor.

Birinin gülerken ağzının nasıl eğildiğini biliyorsunuz.

Kaşını nasıl kaldırdığını.

Sinirlendiğinde alnının nasıl kırıştığını.

Yorgunken gözlerinin nasıl küçüldüğünü.

Bütün bunlar yüzün içinde bilgi taşıyor.

O insanın bilgisi.

Bugünkü güzellik endüstrisinin istediği yüz ise mümkün olduğunca az kişisel bilgi taşıyor.

Çünkü kişisel olan standartlaştırılamıyor.

Satılması da daha zor.

Yüz artık bize bir insanı anlatmak zorunda değil.

Bir tüketim rehberine dönüşebilir.

Şunu yaptır.

Burayı kaldır.

Burayı doldur.

Şurayı incelt.

Bunu satın al.

Şunu önle.

Bunu geciktir.

Bu işlemle daha genç görün.

Şu işlemle daha güzel görün.

Sonra aynaya bak.

Sonra telefona bak.

Sonra tekrar aynaya bak.

Teknoloji ve güzellik sektörü için ideal insan sanırım sürekli kendi yüzüne bakan insan.

Karşısındaki insanın yüzünde bir şey aramayan.

Kendi yansımasını arayan.

Çünkü kendinizi bir proje olarak gördüğünüz sürece yapılacak iş hiçbir zaman bitmiyor.

Yirmi yaşında başlayabilirsiniz.

Otuzda başka bir şey çıkar.

Kırkta başka.

Elli yaşında yüzünüzü gerdirirsiniz.

Yetmişte tekrar.

Yaşlanmayı durduramazsınız ama onunla savaşarak bütün hayatınızı geçirebilirsiniz.

Ve bütün bu zaman boyunca size bunun kendinizi sevmenin bir biçimi olduğu söylenebilir.

Ben bundan emin değilim.

Kendini sevmek neden bu kadar çok kendini düzeltmeye benziyor?

İnsan yüzünün sürekli iyileştirilmesi gereken bir hata olduğuna ne zaman karar verdik?

Daha da kötüsü, bunu ne zaman normal bulmaya başladık?