İstanbul’a yolu düşen yazarların satırları, sadece bir şehri anlatmıyor; okurken insanın zihninde o şehrin başka zamanlara da açılan bir kapısı aralanıyor. Balıkesir’de “Onların İstanbul’u” kitabını okuma deneyimi, bir yürüyüşün içinden geçen hikâyelerin, kentin hafızasını nasıl dönüştürdüğünü görünür kılıyor.
Melih Yıldız’ın derlediği anlatılarda, İstanbul’un bilinen mekânları farklı bir ışık altında yeniden beliriyor. Okur, satır aralarında yalnızca tarihî bir İstanbul’a değil, o İstanbul’un içinden geçen insanların duygularına da yaklaşıyor.
Gorki’nin kısa İstanbul gezintisi
Kitapta en çok akılda kalan hikâyelerden biri, Maksim Gorki’nin İstanbul’a uğrayışına uzanıyor. Yıldız’ın aktardığına göre 1933’te Rusya’ya dönmek üzere olan Gorki’nin sağlığı iyi değildir; yine de kenti görmek ister ve karaya çıkar. Taksim, Sultanahmet, Süleymaniye ve Ayasofya’yı gezdiği anlatılan Gorki, kendisini karşılayanlarla Türk edebiyatı ve sahne sanatları üzerine konuşur.
Gorki’nin Ankara’dan gelen davete de iyileştikten sonra karşılık verebileceğini söylediği, daha uzun kalmayı ve Türkiye’yi daha çok tanıyarak burası üzerine bir kitap yazmayı düşündüğü aktarılıyor. Saat beş olduğunda ise geminin kalkmasıyla İstanbul’dan ayrılan Gorki, yeniden gelme umuduyla yola çıkar. Ancak üç yıl sonra hayatını kaybedince bu yolculuk gerçekleşmez.
Bu “yarım kalan gezinti” fikri, kitapta okurun üzerinde duygusal bir etki bırakıyor. Çünkü anlatı, şehirlerin bir yerinde duran zamanı değil, insanın gitmek zorunda kaldığında geride bıraktığı ihtimali öne çıkarıyor.
İstanbul’un dostlukla hatırlanan hâli
James Baldwin’in İstanbul’unda Engin Cezzar’ın adı, kitapta farklı bir damga gibi duruyor. İkili arasındaki dostluk üzerinden, bir şehri insana sevdiren şeylerin arasında “tanıdık bir yüz”ün yer alabileceği düşüncesi güçleniyor. Okurken, birlikte oturup konuşabildiğiniz birinin varlığının yabancılığı hafiflettiği fikri belirginleşiyor; yıllar sonra bir şehri hatırladığınızda önce o yüzün, ardından birlikte bulunulan yerin geldiği hissi anlatının içine karışıyor.
Hemingway’le birlikte işgal İstanbul’unu hatırlatan bölümler de, geçmişi bugünden okumanın getirdiği mesafeyi kırıyor. Metin, o günleri yaşayanların sonraki adımları bildiği bir zamanın değil, ertesi sabahın ne getireceğini bilmeden yaşanan sokakların tarifini yapıyor. Böylece tarih, yalnızca takvim yaprakları olmaktan çıkıp, sokakta yaşayan insanların gündelik ihtimalleriyle daha yakına geliyor.
Virginia Woolf’un izlenimlerine uzanan sayfalarda ise görünenle iç dünyadaki bağlantı öne çıkıyor. Yolculukta insanın tamamen kendinden kopamadığı; gittiği yerde manzarayı başkasının fark etmediği ayrıntılarla yakalayınca kendi hayatını da geri çağırabildiği vurgulanıyor. Pierre Loti’nin kedileri gibi küçük ayrıntılar da, bir yazarın gündelik hayatından iz sürerek onu zihinde canlandırmayı kolaylaştırıyor.
Kitap İstanbul dışına da uzanıyor
“Onların İstanbul’u” yalnızca kentin sınırlarında kalmıyor. Anlatının son bölümü, okuru Ankara, Bursa ve Erzurum’a kadar uzanan bir hatla götürüyor. Mustafa Kemal Paşa’yla bir buluşma, İvo Andriç’in Bursa’da geçirdiği bir gün ve André Gide’den Alberto Manguel’e uzanan başka ziyaretlere dair bölümlerle dünya edebiyatı ile yaşanılan coğrafya arasındaki bağlantılar çoğalıyor.
Kitabın sonunda yer alan kaynakça da, okurun merakını sürdürebileceği bir başlangıç noktası olarak konumlanıyor. Yıldız’ın bir araya getirdiği hikâyeler, yazarların kendi kitaplarına yeniden dönme isteğini de tetikliyor; böylece okuma, tek bir yolculuk hissinden daha geniş bir “dönüp bakma” arzusuna dönüşüyor.
Balıkesir’de bir kitap fuarında okunduğunda, İstanbul’a dair anlatılar daha da somutlaşıyor: Bir şehirde insanlarla karşılaşırken başka bir şehrin hayatını sayfalardan izlemek mümkün oluyor. Kitabı elinize aldığınız o anda, zihninizde hem okunan yerler hem de gelecekte yürünen güzergâhlar birlikte canlanıyor.
Melih Yıldız Onların İstanbul’u — Dünyaca Ünlü Yazar ve Sanatçılardan Tanıklıklar…, Remzi Kitabevi, Ekim 2026, 152 sayfa.





