Bir kadın hakkında konuşurken bedeninden bahsetmemem gerektiğini biliyorum. Hepimiz biliyoruz artık. Özellikle de o kadın ünlüyse. Özellikle de zayıfsa. Özellikle de bir süredir daha da zayıflıyorsa ve internet onun fotoğraflarını yan yana koyup kemik saymaya başladıysa.

“İnsanların bedenleri hakkında yorum yapmayın.”

Tamam.

Sonra ne yapacağız?

Gerçekten soruyorum çünkü bu cümlenin bir noktadan sonra hiçbir şeyi çözmediğini düşünüyorum. Hatta o kadar hızlı söylüyoruz ki sanki bunu söyleyince bütün meseleyi ahlaken temizlemiş oluyoruz. Bir kadın değişiyor, milyonlarca insan bunu görüyor, görüntüsü reklam panolarında, filmlerde, kliplerde, telefonlarımızda, Pinterest panolarımızda ve on iki yaşındaki kızların kafasında dolaşıyor. Biz de birbirimize bedenler hakkında konuşmamamız gerektiğini söylüyoruz.

İyi de konuşmayınca o bedenin taşıdığı anlam ortadan kalkmıyor.

Ariana Grande’nin bir yeme bozukluğu olup olmadığını bilmiyorum. Siz de bilmiyorsunuz. İnternette iki fotoğrafı yan yana getirip bir insanın kan değerlerini öğrenemiyoruz. Bir kadının kaburgalarını görebilmek bize onun zihninin içine girme hakkı vermiyor. Bir insana hastalık teşhisi koymakla, onun görüntüsünün içinde dolaştığı kültürü tartışmak aynı şey değil.

Ama son yıllarda bu ikisini birbirine öyle karıştırdık ki artık ikinciyi yaparken bile suçlu hissediyoruz.

Bir kadına “sen anoreksiksin” demek başka bir şey.

Neden yeniden bu kadar çok kadının çok ama çok zayıf görünmeye başladığını sormak başka bir şey.

İkinci soruyu sormayı bıraktığımızda daha etik olduğumuzu düşünüyoruz.

Ben buna inanmıyorum.

Birkaç yıl önce beden olumlama çağında yaşadığımızı sanıyorduk. Herkes kendini sevecekti. Çatlaklarımızı sevecektik, göbeklerimizi sevecektik, selülitlerimizi sevecektik. Şirketler de bunu çabuk öğrendi tabii çünkü kadın özgürlüğüyle ilişkileri genelde özgürlüğün üzerine logo basıp satabileceklerini fark ettikleri yere kadar sürüyor.

Bir süre bütün reklamlarda “gerçek kadınlar” vardı.

Sonra bir baktık yine çok zayıf kadınlara bakıyoruz.

Gerçek kadınların sözleşmesi bitmiş gibi.

Bu kez kimse açık açık “zayıf olmalısın” demiyor. O kadar salak değiller artık. Wellness diyorlar. Pilates diyorlar. Clean girl diyorlar. Hormon dengesi diyorlar. İnflamasyon diyorlar. Şeker bırakmak diyorlar. Bağırsak sağlığı diyorlar. Ozempic diyorlar ama bazen onu da demiyorlar.

İncelik geri geldi diyeceğim ama sanırım asıl sorun burada. Geri gelmedi.

Hiç gitmedi.

Biz gittiğini sandık.

Düşük belli kotların modası geçince, Victoria’s Secret melekleri kanatlarını çıkarınca, daha büyük bedenler reklamlarda görünmeye başlayınca bir şeylerin değiştiğini düşündük.

Değişen şey talebin kendisi değildi.

Talebin dili değişti.

Kadın bedeninin nasıl görünmesi gerektiğini söyleyen sistem daha kibar konuşmayı öğrendi.

Ariana Grande’nin son görüntülerine verilen tepkilerde beni rahatsız eden bir şey var. İnsanların bir kısmı açık açık onun ölmek üzere olduğunu yazıyor. Bir kısmı “birileri müdahale etmeli” diyor. Bir kısmı fotoğrafları büyütüp vücudundaki değişimleri analiz ediyor.

Bu korkunç.

İnsanların neden korktuğunu da anlayabiliyorum.

İkisi aynı anda doğru olabilir. Asıl sorun da burada başlıyor.

“Endişe” çok temiz bir duygu değil.

Birini gerçekten merak edebilirsiniz ve ona bakmaktan tuhaf bir haz da duyabilirsiniz. Üzülürken dedikodu yapabilirsiniz. “Çok korkunç” deyip aynı fotoğrafa altıncı kez bakabilirsiniz.

Kadın bedenleri hakkında konuşma kültürümüz zaten başından beri biraz böyleydi.

Sevgiyle gözetleme kolayca birbirine karışıyor.

Kadınlar hayatları boyunca “senin iyiliğin için söylüyorum” cümlesinden sonra gelen şeyleri dinliyor.

Biraz kilo versen daha sağlıklı olursun.

Biraz kilo alsan daha sağlıklı görünürsün.

Çok zayıfsın.

Çok şişmansın.

Yüzün çökmüş.

Yanakların dolmuş.

Çok spor yapıyorsun.

Kendini bırakmışsın.

Kadın bedeni her durumda açıklama yapmak zorunda.

Bu yüzden Ariana Grande’ye bakıp “senin için endişeleniyoruz” diyen kalabalığa tamamen güvenemiyorum.

Ama hiç konuşulmamasını isteyen tavır bana daha güvenilir gelmiyor.

Çünkü sessizlik bazen yalnızca sessizliktir. Bazen de rahat bir kaçış yolu.

Şunu düşünüyorum: Bir bedenin ne kadarının kişisel olduğuna kim karar veriyor?

Benim bedenim benimdir. Elbette.

Ama bedenimin nasıl görünmesi gerektiğine dair fikirlerin çoğunu ben üretmedim.

Ben doğduğumda dünya çoktan karar vermişti. Kadınların nerelerinin ince, nerelerinin dolgun, nerelerinin kılsız, nerelerinin sıkı olması gerektiği uzun zamandır belliydi.

Ben sadece hazır bir listenin içine doğdum.

Sonra bana bunların kişisel tercihlerim olduğu söylendi.

Burada komik bir şey var.

Hepimiz aynı yıllarda aynı dudakları, aynı beli, aynı burnu, aynı kaşı, aynı popoyu istemeye başlıyoruz ve sonra buna özgür seçim diyoruz.

Milyonlarca kadının aynı anda aynı şeyi kendi kendine istemeye başlaması nasıl bir tesadüf?

Kadınların seçimlerini yargılamamak adına, bu seçimlerin nereden geldiğini sormaktan vazgeçtik.

Bir kadın zayıf olmak istiyorsa olsun.

Estetik yaptırmak istiyorsa yaptırsın.

Makyaj yapmak istiyorsa yapsın.

Kimseyi bunlardan dolayı yargılamak istemiyorum.

Ama neden bu kadar çoğumuz aynı şeyleri istiyoruz?

Bu soru ortadan kalkınca feminizm de biraz garipleşiyor.

Çünkü patriyarka her zaman emir vermiyor.

Bazen isteği sizin yerinize üretiyor.

Sonra siz o isteği kendinizin sanıyorsunuz.

Ariana Grande yıllar önce insanların bedenleri hakkında daha nazik olması gerektiğini söylemişti.

Haklıydı.

Bir insanın neden kilo verdiğini bilmiyorsunuz. Hastadır. İlaç kullanıyordur. Yas tutuyordur. Hiçbir şey olmamıştır. Bedeni öyledir. Size ne?

Ama burada duran bir şey yok.

Ariana Grande sokakta yanımızdan geçen rastgele bir kadın değil. Bu onun suçu değil ama gerçek bu. Görüntüsü milyonlarca kez yeniden üretiliyor. Filmlerde, kliplerde, reklamlarda, dergilerde, fan editlerinde.

Ünlü kadınların bedenleri bir noktadan sonra kendilerinden ayrılıp dolaşıma giriyor.

Bu korkunç bir şey.

Bir noktadan sonra yüzünüz size ait olmaktan çıkıyor. İnsanlar onu yorumluyor, kopyalıyor, eleştiriyor, arzuluyor, küçümsüyor, satın alıyor.

Bunun adil olduğunu söylemiyorum.

Oluyor diyorum.

Bir görüntünün bizde ne yarattığını konuşmakla, görüntüdeki insanın sağlık durumunu teşhis etmek bu yüzden aynı şey değil.

“Ariana Grande hasta mı?”

Bilmiyorum.

Onu bilmeme imkân da yok.

Ama onun görüntüsünün etrafında oluşan bu takıntının kadınlıkla, zayıflıkla ve güzellikle ilgili ne söylediğini tartışabilirim.

Bence tartışmak da zorundayız.

Şu anda yaşanan şeyin içinde zayıflığın yeniden ahlaki bir başarıya dönüşmesi var.

Bu kez daha akıllıca pazarlanıyor.

Kimse size “yemek yeme” demiyor.

Kendinizin en iyi versiyonu olmanız gerektiğini söylüyor.

Ben bu cümleden hiç hoşlanmıyorum.

Çünkü “en iyi versiyon” nedense hep biraz daha ince, biraz daha genç, biraz daha pürüzsüz ve çok daha pahalı.

Buna itiraz ettiğinizde de kolayca kıskanç ilan ediliyorsunuz.

Sağlık dili bütün bunları o kadar temiz gösteriyor ki insan bazen kendi kendine yaptığı şiddeti bakım sanabiliyor.

Kadın bedenine yönelik kontrol artık eskisi kadar kaba olmak zorunda değil.

Kibarlaşması, daha az kontrol olduğu anlamına gelmiyor.

2000’lerde kadınlara yaptıklarımızı hatırlıyorum. Bir kadının bikini fotoğrafını çekip karnına kırmızı daire çizen dergileri. “Şok kilo aldı!” başlıklarını. Doğumdan üç hafta sonra “eski formuna döndü” diye alkışlanan kadınları.

Sonra Chadwick Boseman öldüğünde insanların onun zayıflığıyla ilgili daha önce yaptığı yorumlar yeniden dolaşıma girdi. Bir sürü insan bir anda utanmaya başladı.

O utanç bize bir şey öğretti.

Her gördüğümüz bedeni yorumlamamamız gerektiğini.

Ama oradan başka bir yere savrulduk.

Şimdi bazen beden hakkında hiçbir şey söylememeyi, beden politikası hakkında hiçbir şey söylememekle karıştırıyoruz.

İkisi aynı şey değil.

Kadın bedeninin kültürel anlamlarını konuşmayı bırakırsak bu anlamlar kaybolmuyor.

Sadece daha az görünür hâle geliyorlar.

Ariana Grande’nin bedenine bakıp onun hakkında karar vermek istemiyorum.

Beni daha çok neden hep baktığımız ilgilendiriyor.

Neden bir kadın biraz kilo verince milyonlarca insan kendi bedenini düşünmeye başlıyor?

Neden biri korkuyor?

Neden biri kıskanıyor?

Neden biri öfkeleniyor?

Neden biri aynanın karşısına geçiyor?

Bir kadının bedeni neredeyse hiçbir zaman kendi halinde bırakılmıyor. Ya arzu nesnesi oluyor ya uyarı levhası ya ilham kaynağı ya hastalık belirtisi ya disiplin kanıtı.

Her durumda bir işe yaraması bekleniyor.

Ben “bedenler hakkında asla konuşmayın” cümlesini bu yüzden yeterli bulmuyorum.

Daha dikkatli konuşmak gerekiyor.

Bir kadının kemiklerinden teşhis çıkarmadan.

Onun ölmesini bekliyormuş gibi davranmadan.

Onu kurtarılması gereken zavallı bir nesneye çevirmeden.

Ama kadınlardan ne istendiğini de görmezden gelmeden.

Ariana Grande’nin hasta olup olmadığını bilmiyorum.

Bildiğim şey şu: Kadınların küçülmesi hâlâ ödüllendiriliyor.

Daha az yer kaplamak.

Daha az yemek.

Daha az yaşlanmak.

Daha az görünmek ama yine de güzel görünmek.

Kadınlardan sürekli kendilerinden bir şey eksiltmeleri isteniyor.

Ve buna gelişmek deniyor.

Ariana Grande’ye bakarken beni asıl rahatsız eden şey onun ne kadar zayıf olduğu değil.

Bir kadının giderek küçülmesini izlerken bu kadar çoğumuzun dönüp kendi bedenine bakması.