Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) Kadıköy Şubesi, gazeteciler Timur Soykan ve Bahadır Özgür’ün konuşmacı olduğu bir söyleşi düzenledi. “Neden patladı, kim kazandı, kim kaybetti? Fon krizinden rejim krizine doğru” başlıklı etkinlikte, yaşanan sürecin salt bir finansal kriz olmadığı; rejimin finansman modeliyle bağlantılı olduğu vurgulandı.

Fonlara ilişkin soruşturmalar ve krizin siyasal boyutu masaya yatırılırken Soykan, olayı “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük skandalı” olarak nitelendirdi. Özgür ise skandalın “bir yol kazası” gibi gösterilmesine karşı çıkarak, finansal sistemin rejim kurulumundaki rolüne işaret etti.

“Küçük yatırımcı tuzağa çekildi”

Söyleşide ilk sözü alan Timur Soykan, fon krizinin arka planında “küçük yatırımcıya” kurulan bir düzen bulunduğunu söyledi. Soykan’a göre önceki yolsuzluklardan farklı olarak bu kez belirli kişilerin küçük yatırımcıları tuzağa düşürmesi hedeflendi.

Soykan, yaşanan zararın büyüklüğüne dikkat çekerek borsaya verilen toplam zararın 6 Şubat depremlerinin yarattığı zararın üzerinde olduğunu savundu. Hesap verilmemesi için gazetecilerin hapsedildiğini, T24’ün kapatıldığını, Halk TV’ye kayyum atandığını ve çok sayıda hesaba erişimin engellendiğini öne sürdü.

Kadıköy’de Kira Fırtınası: Kentsel Dönüşüm Esnafı Daralttı
Kadıköy’de Kira Fırtınası: Kentsel Dönüşüm Esnafı Daralttı
İçeriği Görüntüle

“Yolsuzluk rejiminin yeni bir eşiği aştığını” söyleyen Soykan, bu vurgunun devlet eliyle yapılması nedeniyle kayıtların ortada olduğu halde ifşanın engellendiği görüşünü dile getirdi. Soykan’a göre her şeyin izinin Borsa İstanbul, SPK ve Merkezi Kayıt Kuruluşu gibi kurumlardan izlenebileceği halde, sürecin üstünün örtülmesi amaçlandı.

İktidarın stratejisini “ne kadarını örtebiliriz” ve ardından “Erdoğan’ı bu işin dışında tutma” şeklinde okuduğunu belirten Soykan, rejimin ana karakterinin bir soygun düzeni olduğunun görünmesinin engellenmeye çalışıldığını söyledi. Soykan, bunun iktidarın sonunu getireceği düşüncesiyle hareket edildiğini ifade etti.

Finansal model çökünce “rejim krizi” derinleşti

Karşı karşıya olunan yapının bir “devlet projesi” olduğunu söyleyen Soykan, bazı örnekleri birlikte düşünmek gerektiğini savundu. Tera üzerinden yapılan atıflar, değer şişirmeleri ve kurumlar arası etkileşim gibi başlıklara değinen Soykan; Anadolu Ajansı ve Sabah’ın propagandaya dönük rol oynadığını, sosyal medyada eleştirilere saldırıların görüldüğünü ifade etti.

Somut süreçlere ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Soykan; MASAK eski Başkan Yardımcısı Ramazan Başak’ın Tera’daki hisse şişirmesiyle bağlantılı açıklamaları nedeniyle gözaltına alındığını, Kazım Garipoğlu’nun iddianamesinde yasa dışı bahis parasının Tera’ya aktarıldığı süreçlerin yer aldığını ancak oranın soruşturulmadığını ileri sürdü.

Soykan ayrıca Adalet Bakanı Akın Gürlek’in 1-16 Eylül aralığında 401 milyar liralık vurgun açıklamasına değinerek, açıklanan tabloda çok geniş bir kişilik listeye işaret edildiğini; buna rağmen ayrıntıların netleştirilemediğini savundu. Soykan, “440 kişilik listeyi hâlâ açıklamıyorlar” diyerek örnek isimler üzerinden kaynak sorulmadığını ileri sürdü.

Soykan, vurgunun aynı zamanda kara para aklama faaliyetleriyle bağlantılı boyutuna dikkat çekti. Ona göre yapılması gereken, rejimin karakterini deşifre etmek, konuyu gündemde tutmak ve muhalefetin farklı kesimlerini ortak bir çizgide buluşturmak.

“Yol kazası değil; sistemin kendisi çalıştı ve patladı”

Söyleşide ikinci olarak konuşan Bahadır Özgür, skandalın “biz ya da muhalefet ortaya çıkarmadıysa nasıl patladı?” sorusuyla başladı. Özgür, finansal sistemin rejim inşasındaki rolünün yeterince tartışılmadığını vurguladı.

Özgür, Kastelli ve Banker Bako skandallarından 90’ların banka soygunlarına uzanan geçmişe dikkat çekerek, finansal sistemdeki her değişimin rejim değişimine eşlik ettiğini belirtti. AKP dönemindeki finansman akışının, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki kamu ihalelerinden başlayıp kara paraya uzanan aşamalardan geçtiğini ifade etti.

2023 sonrasını ise fonlar üzerinden makineyi çalıştıran bir düzenin kurulması olarak tarif eden Özgür, SPK, BDDK, Merkez Bankası, Borsa İstanbul yönetimi ve Takasbank gibi alanlara yeni bürokratlar atandığını söyledi. Özgür’e göre bu bürokratların birbiriyle ilişkili olduğu bir sistem kuruldu ve para yaratma süreçleri iki yıl içinde “muazzam boyutlara” ulaştı.

“Bu, işler bir yerde yozlaştı da böyle bir sonuç çıktı değil. Bir yol kazası değil” diyen Özgür, sistemin kurgusunun baştan beri çalıştığını ve bunun patladığını savundu. Elektronik ödeme kuruluşlarına ve Kapalıçarşı ile Laleli’deki şirketlere el konulmasının ardından paraların nereye gittiğinin sorulması gerektiğini de ekledi.

Özgür, siyasetle bağlantılı bu enkazın temizlenmesinin kolay olmadığını, ancak çok sayıda insanı mağdur ettiği için tutuklamalar ve süreç yönetimiyle gidilmeye çalışıldığını söyledi. Türkiye’nin önündeki kritik sürece de vurgu yapan Özgür, toplumsal mücadelenin zorluğuna rağmen konunun gündemde tutulması gerektiğini ifade etti.