Yoksulluk sadece maddi imkânları değil, insanların başkalarının yaşadığı acıyı nasıl yorumladığını da etkiliyor. ABD’de 1500’den fazla katılımcıyla yapılan 10 psikoloji deneyinden çıkan sonuçlar, düşük gelir ve daha düşük eğitim düzeyinin “acı” değerlendirmelerinde önyargıyı beslediğini ortaya koyuyor.

Çalışmaya göre katılımcılar, aynı acı verici durum anlatıldığında sosyoekonomik statüsü düşük kişileri daha az ağrı hissediyormuş gibi değerlendiriyor. Araştırmanın dikkat çeken kısmı ise bu eğilimin yalnızca genel algıda kalmayıp sağlık hizmeti sunumuna dair kararlara da yansıyabildiğinin görülmesi.

10 deney: Statü bilgisi algıyı değiştiriyor

ScienceAlert’ın aktardığı araştırma, Journal of Experimental Social Psychology dergisinde yayımlandı. Kevin M. Summers ve arkadaşlarının yürüttüğü çalışma toplam 1584 kişinin katıldığı 10 farklı deneyden oluşuyor.

Araştırmanın temel bulgusu, düşük sosyoekonomik statüde olduğu belirtilen kişilerin, aynı yaralanmayı yaşadığı söylenmesine rağmen daha az acı hissediyormuş gibi görülmesi. Bu durumun farklı cinsiyet ve ırklardan katılımcılar için de benzer şekilde ortaya çıktığı bildirildi.

Çalışmada özellikle “acı atfetme” meselesi ele alındı: Bir kişinin işinin, eğitim düzeyinin ya da ekonomik durumunun bilinmesi, başkalarının o kişinin ağrısını ciddiye alma biçimini etkileyebiliyor.

Garson örneği: Aynı yaralanmada acı algısı düşüyor

Deneylerden birinde katılımcılara nötr yüz ifadelerine sahip kişilerin fotoğrafları gösterildi ve bu kişilerin meslekleri paylaşıldı. Ardından kağıt kesğinden daha ciddi yaralanmalara kadar değişen durumlarda bu kişilerin ne kadar ağrı hissedeceği tahmin ettirildi.

Sonuçlarda, düşük gelirle ilişkilendirilen mesleklerdeki kişilerin, yüksek gelirli meslek sahiplerine kıyasla daha az acı çektiği varsayımı öne çıktı. Örneğin garson ile avukatın karşılaştırıldığı senaryoda, aynı yaralanma söz konusu olsa bile statüsü daha düşük kabul edilen garsonun daha az acı hissediyor gibi değerlendirilmesi dikkat çekti.

Benzer bir yaklaşım başka bir deneyde de uygulandı. Bu kez fotoğraf kullanılmadı; katılımcılara yalnızca kişinin düşük ya da yüksek sosyoekonomik statüde olduğuna dair kısa tanımlar verildi. Yine yaralanma aynıyken, düşük statüdeki kişiler “acıyı daha az” hissediyormuş gibi algılandı.

“Zor hayata alıştılar” kalıbı önyargıyı besliyor

Araştırmacılar bu farkın nedenini anlamaya çalıştı. Deneylerde katılımcılara kişilerin hayatlarının ne kadar zor geçmiş olabileceği de soruldu. Elde edilen bulgular, düşük sosyoekonomik statüdeki insanların yaşamları boyunca daha fazla zorlukla karşılaşmış olduğu düşüncesinin “daha dayanıklı” ve acıya daha dirençli olduğu yönünde bir kalıp yargıyı tetiklediğini işaret ediyor.

Kevin Summers’ın değerlendirmesi, sosyoekonomik duruma dair basit bilgilerin dahi insanların birine ne kadar acı atfettiğini etkileyebildiğini ve bunun da sunulacak yardım düzeyini şekillendirebildiğini vurguluyor.

Sağlık çalışanlarının değerlendirmelerine de yansıyor

Çalışmanın en kritik bölümlerinden biri, bu algının tedavi önerilerine etkisi olup olmadığının incelenmesi oldu. Deneylerin ilerleyen kısmında hem genel katılımcılar hem de sağlık hizmeti sunan kişilerden, hastaların acı hislerine yönelik değerlendirmeleri istendi.

Motorinde İkinci İndirim ÖTV’ye Takıldı: Litre Fiyatı Ne Kadar Düşecek?
Motorinde İkinci İndirim ÖTV’ye Takıldı: Litre Fiyatı Ne Kadar Düşecek?
İçeriği Görüntüle

Genel katılımcılarda görülen eğilimin benzeri, sağlık çalışanlarının kararlarında da gözlendi. Düşük sosyoekonomik statüdeki hastaların ağrıya daha az duyarlı olduğu varsayımıyla hareket edenlerin, daha az yoğun ağrı tedavisine ihtiyaç olduğu düşüncesine daha yatkın olduğu raporlandı.

Araştırmacılar bu durumun, ABD’de düşük gelir ve eğitim düzeyindeki hastaların neden daha yetersiz ağrı tedavisi alabildiğini açıklayan etkenlerden biri olabileceğini düşünüyor.

Ağrı, tıbbın ölçülmesi en zor belirtilerinden biri. Hastanın yaşadığı deneyim doğrudan bir başkası tarafından ölçülemediği için değerlendirmeler çoğu zaman kişinin anlatımına dayanıyor. Bu da toplumsal önyargıların devreye girmesine alan tanıyor.

Çalışma, eşitsizliklerin yalnızca ekonomik koşullarla sınırlı kalmadığını; sosyoekonomik statüye ilişkin önyargıların, günlük ilişkilerden tedavi kararlarına uzanan bir zincir içinde yeniden üretilebildiğini gösteriyor.