Sosyal medya platformlarında peş peşe gelen erişim engeli kararları tartışmaları büyütüyor. Son olarak Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 13 Eylül tarihli kararıyla Evrensel gazetesinin yanı sıra bazı kişi ve kurumların hesaplarının da arasında bulunduğu çok sayıda X ve Instagram hesabına “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişim kısıtlaması getirildi.
Kararları Cumhuriyet’e değerlendiren avukat Mustafa Atahan Öztürk, erişim engellerinin uzun süredir gündemde olduğunu; ancak son dönemde kısa aralıklarla çok sayıda karar alınmasının dikkat çekici olduğunu belirtti. Öztürk, uygulamanın ifade özgürlüğü açısından daraltıcı bir etki yarattığını vurguladı.
Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararıyla yeni engeller
Gazetecilerden haber kuruluşlarına, hak savunucularından çeşitli kişi ve kurumlara kadar uzanan geniş bir yelpazede erişim engeli kararları geldi. Avukat Öztürk’ün aktardığına göre, Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliği’nin 13 Eylül tarihli kararı kapsamında Evrensel gazetesinin yanı sıra Uluslararası Af Örgütü, Barış Akademisyenleri, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın (ALİKEV) hesaplarının da aralarında bulunduğu çok sayıda X ve Instagram hesabı “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime kapatıldı.
Öztürk, bu tür kararların süredir devam ettiğini ancak son dönemde hızla artan sayının, sürecin nasıl işlediğine dair soru işaretlerini güçlendirdiğini söyledi. Ona göre, kararlar yaygınlaştıkça ifade özgürlüğü alanı giderek daraltılıyor.
“Hesabın tamamı engellenmesi ölçülü değil”
Öztürk, yalnızca belirli içeriklerin çıkarılması yerine hesabın tamamına erişim engeli getirilmesini eleştirerek, “Baştan yanıtlamak gerekirse ölçülü değildir” dedi. 5651 sayılı Kanun’un içeriğin çıkarılmasına da imkân tanıdığını hatırlatan avukat, öncelikle içeriğe yönelik müdahalenin yeterli olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Öztürk, hesabın tümünün engellenmesi halinde ifade ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamanın orantılılığının ayrıca incelenmesi gerektiğini vurguladı. Uygulamadaki yaklaşımı ise “içerik” üzerinden değil, “istenilip istenilmeyen kişi” üzerinden bir denetim gibi yorumlama imkânı bulunduğu şeklinde anlattı.
Kararlarda “gerekçe”ye yeterince yer verilmemesine de dikkat çeken Öztürk, “Zira bu kararların içeriğinde ‘gerekçe’ yazılmaya tenezzül dahi edilmiyor” ifadelerini kullandı. Ayrıca kararlarda sıkça “milli güvenlik” ve “kamu düzeni” gibi kavramların kullanıldığını, ancak bu kavramların soyut bırakılmasının özgürlüklerin kısıtlanmasına ve kararların denetlenememesine yol açabildiğini dile getirdi.
İtiraz mekanizmi etkisiz kalıyor
Öztürk, gazeteciler ve haber kuruluşlarına yönelik erişim engeli kararlarının basın özgürlüğü ihlali niteliği taşıdığını söyledi. “Türkiye’de günümüzde ‘gerçek’ görünmez kılınmaya çalışılıyor. Bu görünmezlik haline bazen gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla ya da erişim engeli kararlarıyla gidilmeye çalışıldığını görüyoruz” diyen Öztürk, erişim kısıtlamalarının etkisine işaret etti.
İtiraz sürecinin de yeterince sonuç üretmediğini savunan avukat, kararlara karşı sulh ceza hâkimliklerine itiraz edilebildiğini; ret halinde ise Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabildiğini belirtti. Öte yandan, hukuka aykırılığın tespit edilmesine kadar geçen sürenin ayrıca bir hak ihlali doğurduğunu ifade etti.
Özgürlük alanı her kararla daha da daralıyor
Yaşananların tek tek yargı kararlarından ibaret olmadığını söyleyen Öztürk, genel resmin ifade özgürlüğü üzerinde “kademeli bir daralma” yarattığını savundu. “Özgürlük, Türkiye’de dar bir alana sıkıştırılmaya çalışılıyor. Her geçen gün bu alan daha da daraltılmaya çalışılıyor” ifadelerini kullandı.
Öztürk, “Her karşı çıkılmayan hukuka aykırı karar bir alan daha özgürlük kaybına sebep olacaktır” diyerek, kararların etkisinin birikimli biçimde büyüdüğünü dile getirdi.




