Ormanların “iklim kriziyle mücadele” söylemiyle yeniden şekillendirilmesini hedefleyen Karbon Yutak Ormanları Yönetmelik Taslağı gündeme geldi. BirGün’ün ulaştığı taslağa göre, devlet ormanları 49 yıllığına özel sektörün kullanımına açılmak üzere düzenleniyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Orman Genel Müdürlüğü (OGM) tarafından hazırlanan metin; şirketlerin karbon tutumunu kredilendirerek satış yapabilmesini, ayrıca sahadaki bakım/seyrelti çalışmalarından doğacak odun ve orman ürünlerinin de ticari piyasaya konu edilmesini öngörüyor. Taslak, ekolojik riskleri artırabileceği yönündeki eleştirilerle tartışmanın merkezine oturdu.
Ormanların 49 yıl süreyle özel sektör kullanımına açılması
Taslağın kritik kısmı, “karbon yutak ormanı” adı altında devlet ormanlarına farklı bir statü kazandırma fikri. BirGün’ün ulaştığı metinde, devlet ormanlarının tapu kaydı hariç biçimde özel sektöre devredilmesi yönünde bir çerçeve kurulduğu aktarılıyor.
Taslağı değerlendiren İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Ormancılık Fakültesi’nden Doç. Dr. Cihan Erdönmez, bu adımın ormanların özelleştirilmesi anlamına geldiğini vurguluyor. Erdönmez, “Özelleştirilmesi mümkün olmayan devlet ormanları tapu kaydı hariç özelleştiriliyor” diyerek düzenlemenin arka planına dikkat çekiyor.
Taslağın 23 madde ve üç bölümden oluştuğu belirtilirken, şirketlerin ormanlardan sağlanan karbon tutumunu kredilendirerek piyasada serbestçe satabileceği ifade ediliyor. Ayrıca bakım ve seyreltme çalışmalarından elde edilecek odun ve orman ürünleri için de OGM onayıyla ticari pazarın yolu açılıyor.
Karbon kredisi ve “Karbon Geliri Payı”yla piyasa talanı
Metin, karbon piyasası mekanizmalarını orman yönetimine dahil etmeyi amaçlayan bir düzenleme olarak okunuyor. Taslağa göre, OGM’nin süreçten “Karbon Geliri Payı” alması; doğayı korumaktan ziyade finansal piyasanın bir parçası haline gelme riskini artırdığı eleştirisini doğuruyor.
Erdönmez’e göre yönetmelik; hem ormancılık ve iklim politikalarında karbon tutumunu artırmayı hem de özel finansman ile karbon kredisi mekanizmalarını sürece entegre etmeyi hedefliyor. Erdönmez, taslağın amacının bu iki boyutu birlikte düşündürdüğünü belirtiyor.
Türkiye’nin 2024 yılına ilişkin resmi envanter rakamlarını hatırlatan Erdönmez, aynı yıl toplam sera gazı emisyonunun 584,5 milyon ton CO₂ eşdeğeri olduğunu söylüyor. Orman alanlarının net karbon gideriminin yaklaşık 55,2 milyon ton CO₂ eşdeğeri olduğunu, tüm arazi kullanımı-arazi kullanım değişikliği-ormancılık (LULUCF) sektörünün net yutağının ise yaklaşık 67,1 milyon ton olarak raporlandığını aktarıyor.
Ancak Erdönmez, taslakta kaç hektarın sisteme alınacağı ya da hektar başına hedeflenen ilave tutumun ne olacağının belirtilmemesi nedeniyle yönetmeliğin toplam etkisinin bugün sayısal olarak hesaplanmasının mümkün olmadığını dile getiriyor.
Yüzde 0,3 tutma hedefi için “tüm ormanlar riske atılmamalı”
Erdönmez, toplam salımın yüzde 0,3’üne karşılık gelen bir karbon tutma miktarı için ülke ormanlarının tamamını riske atmanın doğru olmayacağı görüşünü paylaşıyor. “Gerçekçi bir tahminde bulunmak gerekirse” diyerek örnek bir hesap yaptığını ifade eden Erdönmez, Türkiye’deki tüm ormanların yüzde 10’unun karbon yutak ormanı yapılması ve bu alanlarda karbon tutmanın yüzde 20 artırılması halinde ek olarak tutulabilecek yıllık karbon miktarının 1 milyon tonun biraz üzerinde olacağını söylediğini aktarıyor. Hatta “rekorlar kırılırsa” bu miktarın 2 milyon tona çıkabileceğini, bunun da toplam salımın yüzde 0,3’ü düzeyine denk geldiğini belirtiyor.
Bu nedenle Erdönmez, “Bu miktar için devlet ormanları riske atılır mı?” sorusunu gündeme getiriyor. Taslağın risklerine ilişkin olarak da karbon tutumunu artırma hedefinin zamanla ormanın diğer işlevlerinin önüne geçebileceği uyarısında bulunuyor. Karbon stokunu artırmaya odaklanan bir yaklaşımın, iyi tasarlanmadığı takdirde biyolojik çeşitlilik, habitat yapısı, su rejimi ve ekosistem hizmetleriyle çatışabileceğini ifade ediyor.
Erdönmez’in değerlendirmesinde, yönetmeliğin mevcut haliyle yayımlanması durumunda karbon yutak alanlarının artışı açısından “dise dokunur” bir kazanım elde edilmemesi ihtimali öne çıkıyor. Buna karşın özellikle “çok çok değerli devlet ormanları”nın tapu kaydı değişmemiş olsa bile özel ormana benzer bir dönüşümle kullanımının kısıtlanabileceği ve halkın kaybettiği, bazı şirketlerin kazandığı bir tablo oluşabileceği vurgulanıyor.





