Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi gerekçesiyle başlattığı operasyon kapsamında tutuklanan akademisyen Doç. Dr. Emel Memiş, tahliye sonrası yaşadıklarını Cumhuriyet’e anlattı. Memiş, savunma hakkının kısıtlandığını ve kendisine yöneltilen suç isnadının akla mantığa uymadığını ifade etti. Ayrıca tutukluluk sürecinde 15 yaşındaki oğlunu ve bitiremediği akademik yükümlülükleri düşündüğünü söyledi.
Evine jandarmayla gelen süreç ve “akla sığmayan” iddia
Memiş, 17 yıldır Ankara Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştığını, daha önce de ODTÜ’de görev yaptığını aktardı. Uzun süredir aynı yerde ikamet ettiğini belirten Memiş, gözaltı kararının ardından evine 10 jandarmayla gelindiğini söyledi. 3 gün nezarethanede kaldığını ve ardından tutuklandığını ifade eden Memiş, yaşanan tüm sürecin “hiçbir şekilde akla mantığa sığmadığını” dile getirdi.
Memiş, mesleği ve geçmişi nedeniyle herhangi bir terör örgütüyle bağlantısının bulunmadığını savunarak, “Hem mesleğim gereği hem de yaptıklarım itibarıyla herhangi bir terör örgütüyle ilişiğimin olması ne hukuğa, ne akla, ne mantığa sığar” dedi.
Gözaltı sürecinde avukatlarıyla ilk günlerde görüşmesine izin verilmediğini belirten Memiş, savunma hakkının ihlal edildiğini söyledi. Kendisine yöneltilen sorulara dair de ayrıntı paylaşan Memiş, jandarmada “Terör örgütü üyesi olup olmadığımı, kod adımın ne olduğu” gibi sorularla karşılaştığını; buna “ilişkim yok, kod adım yok” yanıtını verdiğini kaydetti. Ayrıca herhangi bir faaliyetle ilgili delil gösterilmediğini ve ek soru yöneltilmediğini ifade etti.
Sincan’da belirsizlik, “bize de soru sormadılar” dedi
Memiş, 26 gün boyunca Sincan Kapalı Kadın Ceza İnfaz Kurumu’nda, aynı veya farklı terör örgütü üyeliği suçlamalarıyla içeri alınan 12 kadınla kaldığını anlattı. “Bana olduğu gibi onlara da bu soruların dışında soru sormadılar” diyen Memiş, hücreye alınanların bir bölümünün TEMA gönüllüsü olduğunu, diğerlerinin ise farklı görevlerde çalıştığını belirtti.
Bu insanların gerek kamu gerek özel şirketlerde çalışan, öğretmen ya da devlet kurumunda görev yapan kişiler olduğunu söyleyen Memiş, süreçteki belirsizliğin kendilerinde endişe yarattığını vurguladı. Dosyada gizlilik kararı bulunduğunu, bu nedenle avukatların dahi bilgiye ulaşamadığı bir süreç yaşandığını ifade etti.
Tutukluluğun ilk günlerinde aklında 15 yaşındaki oğlunun, giremediği tez jürisinin ve okulundaki sınavların dolaştığını belirten Memiş, zamanla içerideki düzene uyum sağlamaya çalıştığını söyledi. Kronik rahatsızlığı bulunan arkadaşların olduğuna dikkat çeken Memiş, “Birbirimize hem moral hem de bedenen destek olmaya çalıştık. Zorundaydık. 11 tane kız kardeşim oldu benim bu sayede” ifadelerini kullandı.
Memiş, tutukluluk sürecinin devamında kendisini ziyaret eden avukatlara ve milletvekillerine teşekkür ettiğini de belirtti. Tutukluluğu süren kişilerin bulunduğuna işaret eden Memiş, Tuğba Kahraman isimli kişinin tutuklama gözden geçirilme sürecine dahil edilmediğini ve hâlâ içeride olduğunu aktardı. Memiş, “Bizim koğuşun dışında öğrenciler, avukatlar gözaltına alınmıştı. Dolayısıyla bizim için gösterilen o büyük dayanışma devam etmeli” diye konuştu.
Koğuşta dayanışma, belirsizlikte “umutların yok oluşu” vurgusu
Tutukluluk süresince kendisine yönelik yaklaşımı değerlendiren Memiş, Sincan’da gardiyanlar ve ilgili birimlerin ellerinden geleni yaptığını söyledi. Kuralları bilmedikleri için bir yüke dönüştüklerini düşündüğünü ifade eden Memiş, yönlendirmelerin de bu süreçte önemli olduğunu anlattı. Ziyaretler ve hastane olayları nedeniyle süreçlerin aksayabildiğini dile getiren Memiş, koğuşun ihtiyaçları için tamirat işlerine kadar uzanan bir dayanışmanın yürüdüğünü ifade etti.
Konuya dair, camların tamir edilmesi, muslukların ve mutfak alanının yenilenmesi gibi işler için dilekçeler yazdıklarını kaydeden Memiş, ilaç ve sağlık alanında “herhangi bir sorun yaşanmadığını” söyledi. Bununla birlikte NATO Zirvesi sırasında idari tatilde infaz memurlarının sayısının azalması nedeniyle yetişmekte zorlandıklarını ileri sürdü. Arkadaşının mide kanaması yaşadığı sürecin de 2-3 gün sonra sağlık hizmetine ulaşılmasıyla sonuçlandığını ve bu nedenle endişelendiklerini belirtti.
Memiş son olarak Türkiye’de gözaltı ve tutuklama işlemlerinin artmasına ilişkin değerlendirmede bulundu. Bu tür uygulamaların kendileriyle başlamadığını bildiğini söyleyen Memiş, asıl endişesinin bu süreçlerin yaygınlaşması ve yaşanabilir hale gelmesi olduğunu ifade etti. “Öğrenciler gazeteciler, öğrenim üyeleri, avukatlar...” diyerek örnekler veren Memiş, eğitim alan gençlerin umutlarının tükenmesini görmenin kendisine “en büyük acı ve endişeyi” verdiğini dile getirdi. Süreçlerin normalleştirilmesinin en büyük korkusu olduğunu da sözlerine ekledi.