Dışarıdan içeriyi anlatan mektupların birikimi, “kötülük kazanamaz” diyen bir umutla raflara doğru ilerliyor. “Tuhaf, Saçma, Neyse - İçeriden Dışarıya Bakmak” isimli kitap, hapishaneden yazılmış satırların derinliğini bir kez daha görünür kılıyor.
Kitabın 18 Eylül’de kitapçı raflarına çıkacağı belirtilirken, metnin yazarı da duvarların ardında geçen dört yılı, özlemi ve dayanışmayı sözcüklere döküyor. Mektup, hem kişisel bir selam hem de barış, demokrasi ve özgürlük talebinin çağrısı gibi okunuyor.
Hapishane duvarlarından dışarıya ayna
Metinde, içeriden dışarıya tutulan bir aynadan söz ediliyor. Satırlarda; neşeli bir gülüşün duyulabildiği, “sıcacık yüreğinin atışının” hissedildiği vurgulanıyor. Yazıların, kitapta “incili dizisi” gibi anılan bir el yazısı düzeniyle birebir aynı görülmese de o sıcaklığın kolay kolay silinmeyeceği ifade ediliyor.
Kitabın, “içeride bir ucu olup diğer ucu uçsuz bucuksuz özgürlüğe açılan” bir kurgu taşıdığı aktarılıyor. Okurun zihninde, dört duvar arasındaki emekle yazılmış bir metnin, günlük gibi görünen her ayrıntısının aslında derin bir düşünceye dayandığı fikri öne çıkıyor.
Özlem, umut ve “selam” dili
Mektubun tonunda güçlü bir özlem var. “Senin dört yıldır orada olman” cümlesiyle başlayan duygu geçişi, dışarıda bekleyişin sürekli yeniden kurulduğunu gösteriyor. Yazının devamında, “tuhaf” ve “saçma” gibi sözlerin zamanla alışkanlığa dönüştüğü ama “neyse” denemeyen başka durumların da bulunduğu belirtiliyor.
Yazar, yalnızca kişisel bir bağlılıktan söz etmiyor; haksız ve hukuksuz cezaevlerinde tutulan diğer arkadaşlara da selam gönderdiğini dile getiriyor. “Hepsine selam olsun” ifadesi, metni bireysel duygudan toplumsal bir çağrıya taşıyor.
Kitap çıktığında, içerideki zamanı dışarıdan sayamadığını ama dışarıdakilerin bekleyişi gün gün tuttuğunu anlatıyor. 18 Eylül’e dair verilen detay dikkat çekiyor: Kitapla birlikte, “tam 4 yıl, 4 ay ve 17 gündür” sesini duyamama halinin yerini yeni bir okuma alanına bırakacağı belirtiliyor.
19 Ocak’ta Hrant Dink için anma hazırlığı
Mektubun bir başka önemli durağı ise 19 Ocak anmaları. Yazar, bu tarihte Hrant Dink’in katledilişinin 20. yılına hazırlanıldığını ifade ediyor. Agos’un önünde toplanılacağı ve adalet talebinin yinelemek için adım atılacağı belirtilirken, farklı etkinliklerin de olacağı bilgisi paylaşılıyor.
“Keşke bu yıl sadece mektubunla değil, fiziken de aramızda olsan” sözleriyle kurulan umut, aynı zamanda bir beklentiyi de taşıyor. Feridem ile birlikte “sımsıkı sarılma” ve yanaklardan öpme anı ise metnin en sıcak yerlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Genel olarak mektup; sevgi, dayanışma ve özgürlük isteğini tek bir ses altında toplarken, “Çiğdem’cim” diye hitap edilen kişinin kalemine bereket dileğiyle bitiyor ve “daha çok yaz” çağrısıyla vurgusunu sürdürüyor.





