Türkiye’de yoksulluk ve eşitsizlik derinleştikçe çocuklar daha fazla riskle karşı karşıya kalıyor. Özellikle kız çocukları; eğitimden kopma, erken yaşta evlilik, kayıt dışı emek ve kaybolma gibi başlıkların kesişiminde sıkışıyor. Hak savunucuları, bunun yalnızca bireysel trajediler değil, sistematik bir tablo olduğunu söylüyor.
BirGün’de yer alan değerlendirmeler; “adaletin” toplumdaki eşitsizlikleri nasıl yeniden ürettiğine dair tartışmayı kız çocuklarının yaşamına taşıyor. Haber, bu yıl yaşanan bazı can kayıpları ve şiddet olaylarını örnek göstererek güvenlik açıklarının büyüdüğünü de gündeme getiriyor.
Eğitimden Kopuş Krizi Büyüyor
Kız çocuklarının okulda kalmasını sağlayacak takip mekanizmalarının kurulmadığı belirtiliyor. Muhafazakâr ve ekonomik baskıların, kırsalda ve sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı kentlerde eğitimden ilk çekilenlerin yine kızlar olmasına yol açtığı ifade ediliyor.
Paylaşılan bilgilere göre, zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen Türkiye’de yaklaşık 222 bin kız çocuğu örgün eğitimin içinde yer almıyor. Ayrıca TÜİK Ulusal Eğitim İstatistikleri 2025 verilerine göre, 30 ilde kız çocuklarının ortaokul mezunu bile olamadığı kaydediliyor.
Dezavantajın coğrafi farklılıklara da yansıdığı aktarılırken, kız çocuklarının eğitim süresinin en düşük 6,3 yıl ile Ağrı’da, en yüksek ise 7,9 yıl ile Aksaray’da olduğu belirtiliyor. Ağrı’yı sırasıyla Urfa, Van ve Muş’un takip ettiği ifade ediliyor.
Lise çağında net okullaşma oranlarının düşüş gösterdiği, bölgesel eşitsizliğin ise belirginleştiği vurgulanıyor. Haber metninde, kız çocuklarının yüzde 83,45 olarak kayıtlara geçen okullaşma oranı ile açık öğretime kayıtlı öğrenci sayılarına da yer veriliyor. Meslek liselerinde açık öğretime kayıtlı öğrencilerde de kız-erkek dağılımı üzerinden farklılık olduğu belirtiliyor.
Kırsal bölgelerde köy okullarının kapatılması ve taşımalı eğitimdeki tasarrufların da kız çocuklarını daha fazla etkilediği aktarılıyor. Ulaşım ve hijyen imkânlarının yetersizliği gerekçe gösterilirken, taşımalı eğitimden yararlanan kız öğrenci sayısında bir önceki yıla göre düşüş olduğu ifade ediliyor.
İstismar Ekseninde Erken Evlilik ve Kayıtsız Emek
Haberde çocukların “evlilik” adı altında istismara uğratılabildiği ve çok küçük yaşlarda ebeveynliğe zorlandığı belirtiliyor. UNFPA’nın küresel verilerine göre dünyada her 5 çocuktan 1’inin zorla evlendirildiği; UNICEF verilerinde ise 18 yaşından önce evlendirilen kız çocuklarının yılda yaklaşık 12 milyon olduğu aktarılıyor.
Türkiye açısından ise TÜİK verilerine dayanılarak, 2002’den bu yana 800 bine yakın kız çocuğunun ‘evlendirildiği’ ifade ediliyor. Kayıtlara yansımayan kısımların da tabloyu daha ağırlaştırdığına dikkat çekiliyor. Yoksullaşan hanelerde kızların “bakım yükü” olarak görülerek okuldan çekildiği ve erkeklere kıyasla çok daha yüksek oranda erken yaşta evliliğe ve ev içi ücretsiz emeğe yönlendirildiği dile getiriliyor.
İşçilikte de benzer bir çifte sömürü ele alınıyor. Haberde, en az 2 milyon çocuğun kayıt dışı ve ağır koşullarda çalıştırılmaya mecbur bırakıldığına dair öngörü aktarılıyor. İSİG Meclisi verilerine göre son 13 yılda iş cinayetlerinde yaşamını yitiren 850’yi aşkın çocuk olduğu, bunun içinde kız çocuklarının da bulunduğu belirtiliyor.
Kız çocuklarının mevsimlik tarım işçiliği, seralarda çalışma ve “ücretsiz aile işçisi” olarak ağır emekle karşı karşıya kaldığı; bunun yanında ev içi bakım-temizlik işlerine de yüklendiği ifade ediliyor. Yazıda, yetersiz barınma, hijyen yoksunluğu ve güvensiz ulaşım koşullarının riskleri artırdığı vurgulanıyor.
Güvenlik Krizi: Kayıp Çocuklar ve Sistem Açıkları
Çocuk koruma sistemindeki zafiyetlerin kız çocukları açısından “hayati” bir güvenlik krizine dönüştüğü belirtiliyor. TÜİK verilerine atıfla, 2016-2018 arasında en az 104 bin çocuğun kaybolduğu bilgisine yer veriliyor.
2016 yılından bu yana kayıp çocuklara ilişkin istatistiklerin açıklanmaması nedeniyle gerçek tablonun üstünün örtüldüğü savunuluyor. Sahaya yansıyan raporların ise kaybolan ve kayıttan düşen çocukların ağırlıklı olarak kız çocukları olduğunu gösterdiği ifade ediliyor.
Haberde, kız çocuklarının örgün, laik, kamusal eğitim hakkının korunmasının “öncelik” olması gerektiği görüşü öne çıkıyor. Eğitim hakkının güçlendirilemediği koşullarda, erken yaşta evlilikten kayıt dışı emeğe kadar uzanan risklerin katlanarak sürdüğü vurgulanıyor.





