Gündem

Dış borçta vade kısaldı, yük büyüdü: 242 milyar dolar

TCMB verilerine göre Türkiye’nin önümüzdeki 12 ayda ödemesi gereken dış borç 242 milyar dolara çıkarak rekor seviyeye ulaştı. Ekonomist Dr. Murat Kubilay, kısa vadeli borçlanmanın şoklar karşısında kırılganlığı artırdığını söyledi.

Ekonomide kırılganlığın en net göstergelerinden biri olan kısa vadeli dış borç stoku rekor seviyeye yükseldi. Türkiye’nin önümüzdeki 12 ayda ödemesi gereken dış borç tutarı Nisan 2026 itibarıyla 242 milyar dolara çıktı. Veriler, borcun yalnızca toplam büyüklüğünü değil, döviz ihtiyacının zamanlamasını da güçlü biçimde ortaya koyuyor.

Yükün büyümesiyle birlikte yaklaşan dış finansman ihtiyacı da gündeme geldi. Kısa vadeli dış borç, vadesine bir yıl veya daha az kalan kalemleri kapsarken, bu tutar gelecek 12 ay içinde ödenmesi gereken anapara ve faiz yükümlülüklerinin toplamını ifade ediyor.

12 ayda ödenecek dış borç 242 milyar dolara çıktı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıkladığı verilere göre, önümüzdeki 12 ayda ödenmesi gereken dış borç tutarı Nisan 2026 itibarıyla 242 milyar dolara ulaştı. Bu seviye, kısa vadeli dış finansman baskısının büyüdüğünü gösteren önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor.

Kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stokunda da artış dikkat çekti. TCMB verilerine göre mevduat yükümlülükleri 66,8 milyar dolara çıkarken, kredi ve menkul kıymet yükümlülükleri 74,9 milyar dolara yükseldi.

Bu hesaplama yaklaşımı, borcun ilk vadesine bakılmaksızın gelecek 12 ay içinde ödenmesi gereken yükümlülükleri esas aldığı için döviz talebi açısından da kritik görülüyor. Borç stokunun rekor düzeye gelmesi, Türkiye’nin bir yıllık dönemde karşı karşıya olduğu dış finansman ihtiyacının büyüklüğünü yansıtıyor.

Nisan 2026’da stok 171,6 milyar dolara yükseldi

TCMB verilerine göre Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku Nisan 2026’da bir önceki aya kıyasla yüzde 3 artarak 171,6 milyar dolara çıktı. Detaylarda bankaların payı öne çıkarken, bankaların kısa vadeli dış borcu yüzde 5,8 artışla 75,5 milyar dolara ulaştı.

Diğer sektörlerin kısa vadeli dış borcu ise yüzde 2,8 artarak 71,4 milyar dolara yükseldi. Para birimi dağılımında ABD Doları yüzde 34,8 ile ilk sırada yer alırken, Türk Lirası’nın payı yüzde 24,5’e çıktı. Döviz kompozisyonundaki bu görünüm, yaklaşan ödeme döneminde kur ve likidite dinamiklerinin önemini artırıyor.

Kubilay: Kısa vadeli borç şoklarda daha sert sarsıntı yaratır

Ekonomist Dr. Murat Kubilay, ülkelerin büyük kalkınma yatırımları için dış borcu daha ucuz ve uzun vadeli olması şartıyla kullanabileceğini; ancak Türkiye’deki yapının farklı olduğunu söyledi. Kubilay’a göre Türkiye, “üretmeden tüketen bir ekonomi” niteliği nedeniyle son 25 yılda sürekli daha fazla ithalat yapıyor. Bu nedenle ortaya çıkan finansman ihtiyacının dış borçlanmayla karşılandığını ifade etti.

Kubilay, “Ülke ekonomisinde düşünülen istikrar oluşmadığı müddet de bu borçlanma daha kısa vadeli bir şekilde gerçekleşiyor” değerlendirmesinde bulundu. Kısa vadeli dış borçlanmanın özellikle ekonomik ve jeopolitik şoklar karşısında kırılganlığı artırdığını vurguladı.

“Türkiye gibi ekonomi politikalarında hızlı değişiklikler olan, küresel risk iştahında hızlı bozulmaların yaşanabildiği veya pandemi gibi, Ukrayna Savaşı, İran Savaşı gibi şokların gerçekleşebildiği bir durumda finansman kısa vadeli borçla karşılanınca o borçların her döndürülemediği veya döndürülürken yol açtığı sarsıntıda ülkeler mini veya daha büyük ölçekte krizler yaşarlar” diyen Kubilay, 2018’deki kur krizini bu duruma örnek gösterdi.

Kubilay ayrıca, 2020’de pandemi sonrası küresel parasal genişleme olmasaydı benzer bir tablonun yaşanabileceğine dikkat çekti. Borçlanmanın kalkınma amaçlı olmadığını da belirten Kubilay, “Üretmeden tüketmenin yarattığı boşluğu örtmek için bir borçlanmamız var. Bu sürekli kısa vadeli oluyor” ifadelerini kullandı.

Ekonomistin sözleriyle, piyasalardaki herhangi bir çalkantının daha sert hissedilmesine yol açan temel risk burada yoğunlaşıyor. Kubilay, Türkiye’nin geçmişte bu sürecin “acı” sonuçlarını yaşadığını belirterek, seçimlere doğru giden süreçte küresel piyasalardaki olası bir sallantıda benzer sonuçların faturanın topluma yansıtılmasıyla sonuçlanmasının “çok muhtemel” olduğunu söyledi.