YAPAY ZEKA MI? GERÇEK ZEKA MI?

Ben biraz yaş itibariyle eski kafa olduğum için mi yoksa yetişme tarzım olduğu üzere her şeye şüphe ile yaklaşmak mı bilmiyorum ama oldum olası şu yapay zekaya ısınamadım.

Şimdi çevremde ki tüm çocuklara, gençlere ve insanlara bakıyorum hepsi yapay zeka ile arkadaş olmuş durumdalar. Her şeyin yapayının makbul olduğu bu dönemde zekanın da yapayının makbul olması sıradan bir durum olabilir.

Ama benim için bu durum çok şaşırtıcı ve üzücü. Evet teknoloji olarak yapay zekayı kullanmak gereklidir, teknolojiye karşı olmadım olmam da ama yapay bir teknolojinin hayata bu kadar dahil edilmesi gerçekten korkutucu.

Daha önce bilim kurgu filmlerinde seyrettiğimiz ve acaba mı diye yıllar önce düşündüğümüz şeylerin şimdi gerçeğe dönüşmesi de ürkütücü bir durum.

Benim ortaokul, lise ve üniversite yıllarını düşünüyorum. Özellikle ortaokul ve lise yıllarında bilgisayar imkanı yoktu. Bilgisayar vardı ama bu kadar yaygın değildi. Bilgisayar kullananlar da o dönemin yazılım dili olan Fortran-Basic gibi dilleri öğrenmeye çalışır ve bilgisayarlar bu programlarla çalışırdı. Bu yazımı okuyan genç arkadaşlar varsa internetten araştırsınlar ilk bilgisayarımız Sinclair marka 64K bir bireysel bilgisayardı. Televizyona bağlanır, programlar kasetten yüklenirdi. Ne heyecanla beklerdik o kare kare sembollerin figürlerin çıkmasını.

Şimdi ki bilgisayar ve oyunlarla kıyaslandığında o zaman sanki taş devriydi. Çoğu çocuk gibi biz de oyun oynamak için kullanırdık. Öğretmenlerimiz çok iyiydi şimdikiler ile kıyas kabul etmez bile. Dönem ödevi verilirdi. Bütün okullarda nedense hepsi aynı döneme denk gelirdi ve öğrencilerin hepsi kütüphaneye giderdi. O dönemde Konya da bir tek kütüphane vardı o da Mevlana Meydanında olan İlk Halk Kütüphanesi vardı. Şimdi zamana o da yenildi ve yıkıldı.

Konuyu aramak için ilk önce konuyu, sonra yazarı ve sonra kitabın nerede olduğunu bulmak için kütüphanenin kartonlarını kullanırdık. İndeks kartonları bile neyi nasıl arayacağını öğretirdi.

Kitap eğer başka bir öğrenci de ise kitap gelinceye kadar beklerdik. Kitabı bulduktan sonra öğretmenin istediği konuyu bulmak için o kitabı okurduk. Bu kitabı okurken de konudan hariç pek çok şey de öğrenme imkanımız olurdu.

Konuyu bulduk, öğretmenin istediği gibi onu hazırlamak gerekirdi. O dönemde fotokopi de yoktu. Oturur kitabı önümüze açar, müsvedde teksir kağıdına veya deftere o konunun özetini çıkarırdık.

Kütüphanede işimiz bitti mi ödev hala bitmemişti. Zira öğretmen dönem ödevi için bir kapak, güzel bir anlatımla el yazsı olarak isterdi. Bu yazı tükenmez kalem veya kurşun kalem değil dolma kalemle yazılacaktı. İşin en zor kısmı da buydu. Çizgisiz dosya kağıdı ( o dönemde A4 denilmezdi) alınır, altına çizgili kopya kağıdı konur ve yazmaya başladık. Dolma kalemle yazıldığı için hata yapmamanız gerekirdi silme imkanınız veya o dönemde daksil yoktu. Eğer bu hatayı bir de sayfa sonunda yaptıysanız yandınız. Sayfayı komple bir daha yazacaktınız.

Dönem ödevleri nota direk etki etmezdi ama öğretmen kanaati için çok önemliydi. Öğrenciler ve benim için bir zevkti bunu hazırlamak. Çünkü ortaya bir şey çıkarıyordunuz her şeyiyle size ait.

Şimdi bakıyorum da basit bir şeymiş gibi görünen bir dönem ödevi öğrenciye neler katıyor. Araştırmayı öğretiyor, toplum içine girmeyi ve toplu olarak hareket etmeyi, okumayı, okuduğunu anlamayı, istenen için yorum yapmayı, yazmayı, yazarken bu konuyu öğrenmeyi sağlamıştı.

Şimdi bakıyorum bir ödev verildiğinde henüz yapay zeka bulunmadan önce, internetten arayıp, kes yapıştır yapıp printer’la yazdırıyor. Hatta bir ara bir öğretmenin bari fontları aynı yapsalar diye sitem ettiğini hatırlıyorum. O dönem de bile en azından araştırma yeteneği gelişebiliyordu.

Ama meşhur yapay zeka devreye girince bunların hepsi ortadan kalktı. Şimdi konuyu ve neler içermesi gerektiğini yapay zekaya söylemeniz yeterli.

Şimdi ne kadar koktuğumu anlayabildiniz mi? Çocuklarımız artık bir şey öğrenmiyor. Tembelleşiyor. Kendini geliştirmesi için gerekli araştırma, sorgulama ve şüphelenme yetisini kaybediyor. Bu çok kötü. Allah ın bize verdiği en büyük nimet olan akıl nimetini böylece elimizin tersiyle itmemeliyiz. Adı üstünde yapay olan bir şeye ne kadar güvenilebilir?

Temel kendimizde olmasa yapayın bize verdiği her şeyi doğru olarak kabul etmemiz kadar doğal bir şey yoktur. Temeli nasıl sağlayacağız mesele burada. Sadece internete bağlı kalmadan kitapta okuyacağız. Onun görüşü bunun görüşü, benim dinim onun dini, benim mezhebim onun mezhebi demeyeceğiz. Kendimizi yetiştireceğiz, araştıracağız, sorgulayacağız, şüphe ile yaklaşacağız ki gerçeğe ulaşalım. Allah ın bize lütfettiği akıl nimetini kullanalım.

Bundan bir süre önce Google da bir arama yaparken gene kendimiz arayıp buluyorduk. Bunu ararken farklı adreslerden farklı bilgilere ulaşabiliyorduk. Ama şimdi meşhur google amcaya sorduğumuzda hemen yapay zeka devreye giriyor ve sen araştırma bak aradığın bu diyor.

Ben onun dediğini de okuyup altta da kendim arıyorum.

Bir de yapay zeka sohbeti var. Bunu hiç anlamıyorum. İnsanı yalnızlaştıran, soyutlayan ve içine kapatan bir durum. Diğer kötü yanı ise kimsenin bilmeyeceği kişisel bilgilerinizi kendi elinizle milyonların ulaşabileceği bir ortama atıyorsunuz. İşte sorgulamamanın, şüpheci olmamanın olumsuz etkileri ortaya çıkmaya başlamış bile.

Kısacası teknoloji iyi bir şeydir. Takip edeceğiz faydalanacağız, hayatımızı kolaylaştıracağız. Ama hayatımızı ona yönettirmeyeceğiz. Bu ayrımı yapabildiğimiz sürece yapay zeka bize hizmet edecektir. Ama yönetimi ona bırakırsak bizim ona hizmet edeceğimizi de unutmayalım.