Binlerce yıllık katmanlar, birkaç on yılda silindi
Etiyokuşu, 1937 yılında Şevket Aziz Kansu öncülüğünde yapılan kazılarla bilim dünyasına kazandırıldı. Bölgedeki çalışmalar, yalnızca tek bir döneme değil; Paleolitik Çağ’dan İlk Tunç Çağı’na, Roma ve Bizans dönemlerine kadar uzanan geniş bir tarihsel sürekliliğe işaret ediyordu.
Kazılarda ortaya çıkarılan çakmaktaşı aletler, yerleşim izleri ve seramik parçaları, Ankara’nın yalnızca Cumhuriyet tarihiyle değil, çok daha eski uygarlıklarla da şekillendiğini gözler önüne serdi. Ancak bu zengin mirasın kendisi korunamadı; yalnızca çıkarılan eserler müzelere taşınabildi.
Müzedeki eserler var, bulunduğu yer yok
Bugün kazılarda elde edilen pek çok parça Anadolu Medeniyetleri Müzesi koleksiyonunda sergileniyor. Ancak bu eserlerin ait olduğu coğrafya, yani Etiyokuşu’nun kendisi artık yok.
Bölgenin üzerine alışveriş merkezi, yollar ve üst geçitler inşa edildi. Bir zamanlar arkeologların titizlikle incelediği alan, bugün yoğun trafik ve ticari yapıların arasında görünmez hale gelmiş durumda.
“Kayıt vardı ama koruma yoktu”
Cumhuriyet’ten Emirhan Çoban’ın özel haberine göre, Etiyokuşu’na ilişkin detaylı bilgiler geçmişte devlet envanter sisteminde yer alıyordu. Bu kayıtlarda bölgenin çok katmanlı yapısı ve arkeolojik önemi açıkça belirtiliyordu. Ancak buna rağmen alanın resmi sit tescilinin bulunmaması, koruma mekanizmalarının devreye girmemesine neden oldu.
Bakanlıktan dikkat çeken yanıt
Kamuoyundan gelen sorulara Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen “Elimizde bilgi ve belge yok” yanıtı ise tartışmaları daha da büyüttü. Uzmanlara göre bu durum, yalnızca bir ihmal değil; aynı zamanda kültürel miras yönetiminde ciddi bir boşluğa işaret ediyor.
Kentleşme mi, kültürel kayıp mı?
Etiyokuşu örneği, Türkiye’de hızla büyüyen şehirlerin tarihsel dokuyla nasıl çatıştığını bir kez daha ortaya koydu. Bir yanda ekonomik gelişim ve yapılaşma, diğer yanda geri getirilemeyecek kültürel değerler…
Bugün Ankara’da binlerce insan, farkında bile olmadan binlerce yıllık bir yerleşimin üzerinde yaşıyor, alışveriş yapıyor ya da o alanın üzerinden geçip gidiyor. Geriye ise yalnızca müzelerde sergilenen parçalar ve kaybolmuş bir tarihin izleri kaldı.





