LİYAKAT NEDEN ÖNEMLİ?

Liyakat; bir şirketin, devletin, işletmenin, kısacası herhangi bir teşebbüsün başarılı olabilmesi için en önemli unsurlardan biridir.

Liyakat, bir kişinin üstleneceği makam veya görevde, o işi yapabilmesi için gerekli bilgi, beceri, eğitim ve tecrübeye sahip olmasıdır.

Eski büyüklerimizin bu konu ile ilgili güzel bir sözü vardır: “Çıraklığını yapmadığın işin ustalığını yapma.”

O dönemlerde okul, kişinin o işi yapan ustanın yanında çırak olarak işe başlaması ve işi layıkıyla öğrenmesi anlamına geliyordu. Bu eğitimi alan kişi, o mesleği en iyi şekilde yerine getirirdi. Mesleği öğrenmesinin yanında ahlakı, saygıyı ve iletişimi de öğrenirdi. Herhangi bir kriz anında olaya müdahale etme becerisine de kavuşurdu.

Günümüzde bu görevi üstlenen okullarımız var; ancak ne kadar yeterli oldukları tartışma konusudur. Bu eğitimler genellikle teorik olarak verildiği için yetişen kişinin eğitim sonunda piyasaya hemen adapte olması oldukça zor olmaktadır. Temel bilgiye sahip olduğu için iş konusunda yaşadığı zorluklar sınırlı olsa da piyasa şartları konusunda deneyimsizdir. Ancak zamanla tecrübe kazanarak piyasaya uyum sağlar ve bu eksikliğini giderir.

Bu kişiler yetiştikleri alanda liyakat sahibi olurlar. Sahip oldukları liyakat sayesinde işlerini daha pratik, daha verimli yapmaya çalışır; teknolojiyi takip ederek kendilerini sürekli geliştirirler.

Peki bu iş dalına tamamen yabancı, konu hakkında yeterli bilgisi olmayan bir kişiyi göreve getirirsek ne olur? Hiçbir bilgisi olmayan biri ne kadar başarılı olabilir?

İşte liyakatin önemi tam da bu noktada ortaya çıkar. İşin temelini bilmeyen, empati kuramayan ve kriz yönetemeyen bir kişinin hata yaparak işi zarara uğratacağı aşikârdır. Yeterli bilgi ve donanıma sahip olmadığı için kulaktan dolma bilgilerle karar alacak, deneme-yanılma yöntemiyle sorunları çözmeye çalışacak veya altında çalışan kişilere güvenmek zorunda kalacaktır. Bu da zaman, emek ve sermaye kaybına neden olacaktır.

Bugün piyasaya baktığımızda açılan ve kapanan iş yerlerinin haddi hesabı olmadığını görüyoruz. Hiçbir bilgisi olmadan petshop, kafe, lokanta, emlak ofisi ve benzeri işletmeler açan kişiler bulunmaktadır. Verdiğim örnekler yalnızca belirli sektörlerle sınırlı değildir; pek çok iş kolunda aynı durum geçerlidir. İnsanlar ellerindeki sermayeyi bu alanlara yatırarak kazanç elde edeceklerini düşünmektedir. Ancak yapacakları işin inceliklerini, avantajlarını ve risklerini bilmedikleri için bir süre sonra büyük zararlarla karşılaşıp işletmelerini kapatmak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum yalnızca onları değil, aynı sektörde faaliyet gösteren diğer işletmeleri de olumsuz etkilemektedir.

Liyakat konusu yalnızca iş hayatında değil, özel yaşamda ve ülke yönetiminde de son derece önemlidir. Maalesef zaman zaman haberlerde, ilgisi ve yeterliliği bulunmayan kişilerin, ilgileri olmayan görevlere getirildiğini görmekteyiz.

İlgisi olmayan kişiler bu görevlerde ne kadar başarılı olabilir? Alt kademelerde gerçekleşen bir suistimali nasıl fark edebilirler?

Bu durum sadece işlerin doğru şekilde yürütülmesini engellemekle kalmaz, aynı zamanda o görevi gerçekten hak eden kişilerin önünü keser ve hak kayıplarına yol açar. Bu da yetişen yeni nesillerde olumsuz düşüncelerin oluşmasına neden olur ve toplumun genel yapısını olumsuz etkiler.

Bunun en güzel örneklerinden biri Osmanlı İmparatorluğu döneminde görülmektedir.

Osmanlı'da devlet kadrolarına girebilmek için belirli bir eğitim almak ve liyakatini ispat etmek gerekiyordu. Bu amaçla Enderun Mektebi ve medreseler önemli eğitim kurumları olarak görev yapıyordu.

Devşirme sistemiyle toplanan çocuklar Enderun'da en iyi şekilde eğitiliyor ve liyakat sahibi bireyler olarak yetiştiriliyordu. Devşirme sisteminde genellikle Osmanlı tebaası içindeki gayrimüslim ailelerin çocukları seçiliyor, İslamiyet ve Türk kültürü doğrultusunda üst düzey bir eğitimden geçiriliyordu. Bu sistem içerisinde Türk çocuklarının yer almaması tarihçiler tarafından sıkça tartışılan konulardan biridir.

Bu kurumlardan başarıyla mezun olan gençler hemen göreve başlamazdı. Öncelikle tecrübeli yöneticilerin yanında görev alarak kendilerini geliştirir, liyakatlerini kanıtladıktan sonra boşalan kadrolara atanırlardı. Bu sistem sayesinde Osmanlı İmparatorluğu en geniş sınırlarına ulaşabilmiştir.

Ancak bu sistem bozulup liyakat anlayışı zayıfladıkça devletin gerileme süreci hızlanmıştır. Liyakatin yerini saray entrikalarının alması, devlet tecrübesinden yoksun kişilerin önemli görevlere getirilmesi ve yönetim anlayışındaki değişiklikler çöküşü hızlandıran etkenlerden olmuştur.

Tarihimizde olduğu gibi günümüzde de liyakat son derece önemlidir. Bunun farkına varmalı, hem kendi hayatımızda liyakat ilkesini uygulamalı hem de toplumda uygulanmasını desteklemeliyiz. Çünkü güçlü kurumların, başarılı işletmelerin ve sağlam devletlerin temelinde her zaman liyakat vardır.