Hayley Kiyoko’nun yönetmen koltuğundaki ilk uzun metrajı Girls Like Girls, ergenlik döneminin aşk, kırgınlık ve kimlik arayışını merkezine alıyor. Her kuşağın yeniden keşfettiği “gençlik aşkı” hikâyeleri arasında yer alan film, tanıdık bir kurguya yaslansa da karakterlerin duygusal gerilimini sahici bir dille hissettirmeyi başarıyor.
Tanıdık ama etkili bir romantik hikâye
Film, yaz aylarında yeni bir şehre taşınan Colby’nin hikâyesiyle başlıyor. Annesinin ölümü sonrası yolun onu ayrıldığı babasına sürmesi, Colby’nin hem açık sözlü hem de kırılgan tarafını aynı anda görünür kılıyor. Yapımın en dikkat çekici yanı; ergenliğe dair sancılı hisleri abartmadan, gerçekçi bir ritimle anlatması. Bu sayede klasik yaz romantizmi kalıbı, kişisel kimlik meselesine doğrudan çarpan bir duyguya dönüşüyor.
Colby ve Sonya: Duygular büyürken komplikasyonlar da artıyor
Colby, şehrin popüler genç kızlarından Sonya ile kurduğu bağ üzerinden giderek romantik bir çizgiye yaklaşıyor. İlk başta çalınan anların, çevrim içi sohbetlerin ve sürekli buluşmaların oluşturduğu yakınlık; zamanla daha sıcak bir ilişkiye evriliyor. Ancak filmin asıl gücü, bu büyümeyi “pürüzsüz” bir şemaya sıkıştırmaması. İlişkinin ilerleyişi, daha gerçekçi ve daha zorlayıcı duygusal sonuçlarla birlikte akıyor.
Performanslar hikâyenin duygusal omurgası
Filmin duygusal merkezi büyük ölçüde Myra Molloy ve Maya Da Costa’nın performanslarında toplanıyor. Da Costa, Colby’nin farklı hallerini—içine atan kaygıyı, kırgınlığı ve öfkeyi—abartıya kaçmadan, güven veren bir dengeyle taşıyor. Molloy ise Sonya’nın karanlıkta kalan taraflarını yavaş yavaş açığa çıkarırken, ilişkiye zengin bir gerilim katıyor. Böylece iki karakter, gençlik klişelerinin ötesine geçerek daha katmanlı bir hale geliyor.
Küçük gerçekler ve duygusal ton
Film, anlatısını baştan sona sürprizlerle döndürmek yerine, gündelik gerçekliğin küçük ayrıntılarına alan açıyor. Yan karakterlerde daha derin bir açılım olabilirdi; yine de merkezdeki hikâye, kendini tekrar etmek yerine duygusal bir tutarlılıkla ilerliyor. Kiyoko’nun genç aşkı “tamamen bununla ilgili olsun” diye sıkıştırmadan, daha yumuşak renklerle ve müziğin ritmine yakın bir atmosferle anlatması da dikkat çekiyor. Sonuçta Girls Like Girls, tanıdık bir hikâyeyi duygusal şiddetini kaybetmeden taşıyan, güçlü bir ilk çıkış olarak öne çıkıyor.