Depozito Yönetim Sistemi kapsamında devreye alınan DOA uygulaması, atık yönetiminde yeni bir dönemi işaret ederken “atık ticareti”ne dair tartışmaları da yeniden alevlendirdi. Türkiye’de her yıl piyasaya sürülen yaklaşık 25 milyar içecek ambalajının geri kazanılması ve bu sayede ekonomiye 30 milyar lira katkı sağlanması bekleniyor.
Sistemin sahada işler hale gelmesi için kritik görevler işletmelerin ekran kayıtlarıyla başlıyor. Otel, restoran ve kafe gibi alanlarda faaliyet gösteren işletmelerin Depozito Bilgi Yönetim Sistemi (DBYS) kayıtlarını Ekim ayı sonuna kadar tamamlaması, yetkilendirilmiş saha operatörleriyle birlikte çalışacaklarını belirlemesi gerekiyor.
DOA logolu ambalaj için teşvik
Türkiye Çevre Ajansı koordinasyonunda yürütülen DOA Sistemi, DOA logolu ambalajların geri kazanım sürecine kazandırılmasını esas alıyor. Sisteme dahil edilen her ambalaj için işletmelere 20 kuruş teşvik bedeli ödenecek.
Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Nurullah Öztürk, “Bu sayede Kaynak verimliliği artacak. Türkiye’nin döngüsel ekonomi yolculuğunu daha ileri bir seviyeye taşıyacağız. Çevremizi koruyan her adım, geleceğimize yapılan en değerli yatırımdır.” ifadelerini kullandı.
Otomatlar ise yollarda ve noktalarda yurttaşların yoğun ilgisiyle karşılaşırken, sürecin şeffaflığına ilişkin soru işaretleri de gündemde kalmayı sürdürüyor. Çevre savunucuları, sosyal medya üzerinden otomasyonların etkisine ve gerçekte ne kadar “geriye dönüş” sağlandığına dikkat çekiyor.
AB atığı ithalatı ve şeffaflık tartışması
Tartışmanın merkezinde, Türkiye’nin atık ticareti üzerinden kazanç elde ettiği iddiaları var. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin ihraç ettiği toplam atığın yaklaşık yüzde 40’ını tek başına ithal edip kazanç sağladığı belirtilirken, AB’nin ise adres ülkenin kendi atığını dönüştürme performansını dikkate alacağı ifade ediliyor.
Bu durumun, Türkiye’de geri dönüşüm uygulamalarının şeffaflık açısından zayıf kaldığı eleştirileriyle birleşmesi, bazı çevrelerde “Bu otomasyonlar illüzyon mu” sorusunu gündeme taşıdı. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Greenpeace Türkiye Sosyal ve Ekonomik Sistemler Kampanya Sorumlusu Berk Butan, atık ithalatı tartışmasına vurgu yaptı.
Butan, “Kendi temiz atığımızı topluyorsak, artık Avrupa'nın çöpünü ithal etmek için geçerli bir bahane kalmıyor. Aksi halde vatandaşın sırtına yüklenen çevre sorumluluğu ile sanayicinin ithalat serbestisi arasında büyük bir çelişki olur, ekonomik ve çevresel rasyonaliteyle bağdaşmaz, makro ölçekteki endüstriyel kirliliği mikro ölçekteki tüketici davranışlarıyla örtbas etme çabasından öteye geçemez. Şu anda kârı şirketlere, zehri ve temizlik maliyetini ise halka ve doğaya bırakan bir sömürü düzeni var. DOA’nın yürürlüğe girmesiyle iç pazarda yaratılacak bu net ham madde arzı referans alınmalı, plastik atık ithalatı kesin bir takvimle sıfırlanmalı” dedi.
“Geri dönüşüm kültüründe devrim” beklentisi
Konunun sadece çevresel boyutuyla değil, ekonomik etkileriyle de değerlendirildiği görülüyor. Türk Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı Başkanı Yavuz Eroğlu, Depozito Yönetim Sistemi’nin geri dönüşüm kültüründe “devrim” niteliğinde bir adım olacağını söyledi.
Eroğlu, plastik atıkların “çöp” değil, “ekonomik bir değer” olduğu yaklaşımının tüketiciye yayılmasını sağlayacak bir sistem kurulduğunu belirterek, Türkiye’nin AB’yi de geçecek bir model ortaya koyabileceğini savundu. Ayrıca sistemle birlikte plastik hammadde ithalatının ve cari açığın azalacağını öne sürdü.
Eroğlu’nun değerlendirmesinde; Tek Kullanımlık Plastik Yönetmelik taslağına da örnek olacak bir uygulama beklentisi yer aldı. Geri dönüşmeyen plastiklerin kısıtlanması, geri dönüşebilen plastiklerin ise desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Eroğlu, sistemin etkisinin hem piyasa hem de çevre tarafında daha görünür hale gelmesini beklediklerini ifade etti.